Yanlış bilmiyorsam kitap yüzünden baya olay çıktı. Dedikodulara şöyle bir göz attım ama dedikoduya bakarken spoilere maruz kalmamak için hemen gözlerimi ayırdım. Çıkardığım sonuç seveni de nefret edeni de çok. Bense sevenlerin neden bu kadar çok sevdiğini, nefret edenlerinde neden bu kadar nefret ettiğini anlayamadım.


       Karissa 18 yaşında bir üniversite öğrencisi. Yolu bir şekilde Ignazio Vitale isimli esrarengiz bir adamla kesişir. Adam 38 yaşındadır. (Tepki toplayan kısımlardan biri. Evet yaş farkı baba kız olacak düzeyde farkındayım bir yandan itici bir fikir gibi gelir diğer yandan aşk bu sorgulanmaz diyorum. 25 yaşında bir kadının karısına Brad Pitt`i getir, adama aşık olmazsa eleştirmeye devam edin derim.) Karissa adamın gizemli tavırlarının farkında olsa da ondan uzak durmayı başaramaz. Sonuç adama aşık olur. Naz`ın ise bitmek bilmeyen, olur olmadık zamanlarda ortaya çıkan işleri vardır. Karissa okul ve ilişkisini dengede tutmaya çalışırken bir yandan da bu gizemli adamı tanımaya çalışmaktadır. Sonuç son elli sayfaya kadar çözülmüyor bu adam. 


       Karissa oldukça fakir bir öğrenci. Bursunu kaybetmemek için çalışması gerekiyor ama Naz hayatına girdikten sonra hayatının merkezi o oluyor. Nasıl olmasın. Adam tam bak ben tehlikeliyim, düzelt beni diye bağırırken, Naz`ın ağzından beni düzeltemezsin lafları çıkıyor. Naz zengin ve çok güçlü bir adam. Gittiği her yerde sonsuz bir saygıyla karşılanıyor. Bir taraftan da başta paranoya gibi gelen bazı garip halleri de var. Kitap boyunca adamın ne işler çevirdiğini merak ediyorsunuz ben sırf bu sebepten dolayı elimden bırakamadım. Tahminlerde bulunabilirsiniz, kızın körlüğü ve salaklığına kızabilirsiniz ama o son elli altmış sayfa bambaşka bir şey. 


         Her sayfa o son elli sayfa için yazılmış resmen. Naz karakteri cinsel tarafı bir köşeye bırakırsak neşeyi içinde barındıran, zeki ve esprili bir karakter esasen. Karakteri sevdim mi? Sevdim evet. Rahatsız edici yerleri vardı ama bu onun çizgisi olan bir karakter olduğu gerçeğini değiştirmez. Kitap boyu çizilen karakterden insan ister istemez etkileniyor ve sertliğinin altındaki sebebi arayıp merak ediyor. Kızın zaman zaman adamın gözlerinde gördüğü canavarın sebebini düşünmeden edemiyorsunuz. Geçmişini, hayatındaki insanları Karissa ile birlikte merak ediyorsunuz. Ama şu var ki bu kız cidden salak dediğim yerler oldu. At gözlükleriyle hep görünen kısmı görmekle yetindi. Arkasına bakmadı, şüphelenmedi dahi. Bu ne sonsuz güven, azıcık silkelen biraz dik dur dedim ama duymadı.


       Kitabın cinsel boyutuna gelirsek erotik kitap çok okudum o popüler dönemin etkisiyle. Ama bur da öyle açık saçık sahne görmedim. Olaydan çok hisler anlatılmıştı. Kaldı ki öyle sayfalarca detaylıca anlatılan bir olayda yoktu. Basılan erotik kitaplardan en erotik olmayanlarından biriydi bence. Çünkü ne bir elli tondu ne de Crossfire serisi. Tecavüz meselesini okudum yorumlarda kitapta bekledim ama o tip bir şey yoktu. Çünkü çiftin tarzı buydu, daha sert. Çevirmen mi yoksa yazardan kaynaklımı bir yerde tecavüz geçti ama kız halinden memnundu ve adama sarıldı yattı.


      Yazar bir şekilde hikayeye bizleri bağlamış. Kadın karakterden hiç hoşlanmadım ve feminist yanımı delirtti. Kendisine saygısı çok olan bir karakter değildi, sonlara doğru ancak açıldı. Kitabın devamı var mı hiçbir fikrim yok. Final burda bitti tamamlıktı da, devamı gelecek aklımdaki her soru aydınlanacaklıktı da. Adam prens mi, yoksa hikayenin canavarımı ben karar veremedim. Ancak kitap ortalama düzey der kararı tabi ki sizlere bırakırım. Koca okumalı günler.

Not: Resim çekmeye üşendim yine =) Şarkı paylaşmadığımı fark ettim son dönemde ama şu sıra sürekli aynı şarkıları dinlediğimi fark edip vazgeçtim =)


     Her kadının vermesi gereken mutlaka üç beş kilosu vardır. Ben şu zamana kadar hiç kilo vermesi gerekmediğini düşünün kadınla karşılaşmadım. Ama şişmansanız işler değişiyor. Olay herkesin vermesi gereken iki kilodan fazlası oluyor. Kilo miktarına göre sağlık durumu da gitgide kötüleşiyor. Hatta bazen hayati boyutlara taşınıyor. Yediğiniz her şey zehir haline geliyor. Aşk Kaç Beden? kitabı ile gerçekten zayıflaması gereken Neve Slater ile tanışıyoruz.


     Neve tombul bir çocukmuş ve büyüdükçe de bu durum değişmemiş. Hatta durum çığırından çıkıp 150 kilonun üzerini görmüş. Fazla kiloları yüzünden lise hayatı cehenneme dönmüş. Tabi cehennem zebanisi Charlotte`da emri veren, tetiği çeken kişi. Artık nasıl bir suç işlediyse, Tanrı onu cezalandırmak için Charlotte`ı abisi Dougles`ın karısı olarak hayatına sonsuza dek sokuyor. Kiloları ve Charlotte`a rağmen hayatında güzel olan tek şeyse William. William`la üniversitede tanışmış ve ona aşık olmuştur. William Amerika`ya gittiği zamanda kafaya o dönene kadar 36 beden olmayı koyar. Onu buna itende babasının onun için sarf ettiği ağır sözlerdir.


      Aşkı uğruna zayıflamaya çalışan Neve`nin olmayan sosyal hayatıyla ilgilenme iş kız kardeşi Celia`ya düşer. Celia onun kafaya taktığı kilolarını aşmasını, yeni insanlarla tanışmasını istiyor. Bunu içinde çalıştığı derginin bir partisine Neve`yi sürüklüyor. William`ı aşması gerektiğini düşündüğü içinde onun için uygun olduğunu düşündüğü erkeklerle tanıştırmaya başlıyor. Dergilerinde çalışan, fazlasıyla çapkın editör Max bu tanıma kesinlikle uymuyor. Ama Celia`nında koruyuculuğu bir yere kadar. Max`in elinden kim kurtulmuş ki.


      Max zengindir, yakışıklıdır, muhteşem bir cazibesi vardır ve yalnızdır. Etrafın da çılgın bir kalabalık olmasına rağmen gerçekten iletişim kurduğu insan yoktur. Celia`yla kilolarını yarattığı özgüvensizlikle Max`i geri çevirir ve üzerine birde William`a duyduğu aşkı anlatan bahane içerikli bir mektup yazar. Neve`nin farklı tarzı yüzünden ilk olarak Max kendini Neve`nin kapısında, ardından da “krep sevgilisi” olarak bulur. Krep sevgili tanımı ise işin tüm esprisi olduğu için sesimi yavaşça kısıyorum.


 Yazarın yanlış bilmiyorsam ülkemizde basılan ilk kitabı ve ben çok sevdim. Kilolu bir insanın psikolojisini iyi yansıtmış ve okuyucuya başarılı bir şekilde geçirmiş. O kadar ki okurken Neve`nin tüm o takıntıları sizi sinir krizine sokarken, bir yanda da onun neden o psikolojide olduğunu anlayabiliyorsunuz. Özgüvensizliğine, zayıflama takıntısına dur demek istiyorsunuz. Önündeki gerçekleri görmesini sağlamak istiyorsunuz. Ama yıllarca kilolarıyla mücadele etmiş birine bunları kabul ettirmenin de zor olduğunun farkına varıyorsunuz. Neve ile onun bedenini sevmesini bekliyorsunuz.


         Kitabı severek okudum ama sinir olduğum bazı noktalarda olmadı değil. İlk olarak Neve`nin arşivdeki işinin uzun uzun anlatılması beni öldürdü. Olaylar daha kısa anlatılabilirmiş. On küsür sayfalık aksiyonsuz, eziyete gerek yoktu. Max`e olan duyguları daha fazla işlenebilirmiş. İş yeri sayfaları Max`den çalınmış resmen. Max`le ilgili daha fazla detay verilebilirmiş. Neve`nin kilo probleminin arkasında işlenen Max`in kendi problemlerini daha çok anlatsa olmaz mıydı? Zaten yalnız bir karakter çizmiş, bari daha çok detayını bizlere sunsaymış. Zaten Max gibi sabırlı, harika, eğlenceli bir karaktere Neve gibi bir huysuzu verdin, bari Max`inde yüzünün güldüğünü daha çok görseydik.


      Kitap baya kalındı, o yüzden çantamda bile taşımadım evden eve okudum. Ona rağmen çok hızlı bir şekilde bitti kitap. Yazarın dili verdiği detaylar güzeldi. Tabi bu Neve, nin arşiv hayatına dair detaylar değil. Oldukça başarılı bir çevirme sayılabilir. Max için arada Maks yazıldığını görmezden gelirsek. Ben okudum sevdim umarım sizde seversiniz. Koca koca okumalı günler.

  

     Vizeymiş falan takmadım okudum. Planım bitirmek değildi. Zaten tuğla gibi nasıl biter derken kendimi son elli sayfamı okurken buldum. Birinci sebep, yazar çok akıcı yazmıştı. İkinci sebep, karakterler harikaydı. Üçüncü sebebim ise derslerin tüm sıkıcılığına karşı çok eğlenceli bir kitaba direnemedim. 


      Konuya bakacak olursak hatta yatağında yatan Pakize Hanım torunları Yiğit ve Mert`i karşısına alır ve kartını oyuna sürer. İlk çocuk sahibi olan torunu tüm mirası kapacaktır. Aklı başında olan insanlar bu blöfü görürlerdi. Yiğit ve Mert çocukluklarından beri sürekli zıtlaştıkları için ise birbirleriyle uğraşmaktan bunu göremediler. Bunun yerine yarışa girip ilk torun peşinde koşmaya başladılar. İyi ki koca bedenlerinin içinde büyütmeyi başaramadıkları ruhları var. Çocuk kalmaları sayesinde Feyza ve Sedef ile tanışmış olduk.


     Yiğit çocukluktan beri Mert ile anlaşamıyor. Sürekli bir rekabet halindeler. Bu kez onun kazanmaması konusunda karar veriyor. Bu kararın sonu da onu üç yıl önce tanıştığı bir kıza götürüyor. Feyza… Feyza ile Mert`in durumları oldukça karışık. Feyza`nın hayatı da bir o kadar karışık. Canım anlatmak istiyor ama sürprizi kaçar. Ama Bu çifti çok seveceksiniz. Feyza güçlü ve sevgi dolu bir kadınken, Yiğit inatçı ve sert bir adam. İkisinin tek ortak özelliği ise pes etmekten pek anlamıyorlar.


      Mert ve Sedef. Mert bizim Yiğit`in aksine tatlı dilli şeytan. Yiğit sert cool çapkınsa, Mert etrafa gülücükler saçan, kadınları o şebek haliyle çeken çapkınımız. O da Yiğit`ten hoşlanmıyor, onunda kendince sebepleri var. Yiğit Feyza`yı takınca kolun o da elini çabuk tutması gerektiğini anlayıp biz okuyanlarla Sedefi buluşturuyor. Sedef fedakar, inatçı ve Mert`in tüm yumuşaklığına, tatlı diline rağmen sert ve ciddi. Yazar özellikle Sedef`i çok güzel analiz edip yazmış. İçinde bulunduğu durum için çok gerçekçi bir tavır çizmiş. 


      Dedikodu kısmına geçersek bu çiftler bir harika. Atışmaları, birbirlerine çektirmeleri eğlencenin büyük bir kısmını oluşturuyor. Ama Mert ve Yiğit daha güzel bir çift olmuş. Kuzenler ama ben böyle kuzen görmedim. Bunların kuzen olduğunu söylemeye bin şahit ister. Entrikalar bunlarda, laf cambazlığı bunlarda. Pakize Hanım zaten ayrı bir olay. Çocukların deli dolu kime çektikleri belli oluyor. Böyle anlattım ama her şey güllük gülistanlıkta değil. Çiftlerimizin bibine açılması pek bir sancılıydı. Sonra kötü bir karaktersiz kitap olmazdı. Kötü karakterlerimiz de var ve ciddi kötüler bunlar. Yazar bir de böyle mutlu sonu verdim bitiririm dememiş azıcık daha anlatmış. Ben o kısımlara bayıldım. Çok yakışmıştı bu adamlara baba olmak. Keşke daha daha çok yazsaymış.


      Yazarın ilk kitabını okumuştum ve yer yer sıkılmıştım açıkçası. Evet güzel bir kitaptı ama sıkıldığım duygu yoğunluğuyla boğulduğum satırlar vardı. Bu kitapta ise sıkılmaya fırsat bulamadım ben. Duygu yoğunluğu tam kararındaydı. Romantik komedi ayarını ise cidden çok iyi tutturmuştu yazar. Gereksiz klişelerden de uzak durarak kalbi çaldı denebilir. Kitabın kapağı da çok sevimli. Kitaba dair tek sevmediğim şey ismi. Bana çok arabesk geldi ama başka ne konurdu onu bilemem tabi. Yazarın bu kitabını ve burada ki anlatım tarzını çok sevdim ben. Gittikçe daha güzel yazdığını düşünüyorum. Tabi bu kitabı daha önce yazıp yayınlamadıysa bilemem. Tavsiyem romantik komedi seviyorum diyenler durmasın okusun. Koca koca okumalı günler.


     Yakışıklı bir Rock star varsa bende varım. Çünkü eğlence vaat ederler.  Zannetmiyorum ki akşam konsere çıksınlar eve gidip uyusunlar, öğlen bir müzayedeye katılsınlar, evde çiçekleri sulasın, beş çayı partileri yapsın. Bir rock starsan ve adın Robert James Peters ise güçlü bir kadına aşık olursun ve bunu bütün dünya bilir. Bütün dünya sizi merak eder. Herkes bir sonraki adım için bekler. Karşınızda Robert Peters`ın bayanlar baylar.


      Robert Peters bir şarkı yazar. Şarkıda ona eşlik edecek birine ihtiyacı vardır. Ama öyle biri olmalı ki single için en uygun kişi olmalıdır. Bu noktada menajeri Garry devreye girer. Ona tiyatro oyuncusu  olan Sea Swart`ı önerir. Sea çok başarılı bir tiyatro oyuncusudur ve çok güzel bir sesi vardır. Garry`de kızın sesine güvenerek Sea konusunda ısrarcı olur. Robert ise aradığı bulduğundan emin olmak ister ve soluğu kızın sahnelediği oyunda alır. Sesine bayılır, tam göremediği yüzüne rağmen ondan hoşlanır. Kimseyi de bu küçük kaçamaktan haberdar etmez. 


      Sea ile Robert tanıştıkları an aralarındaki kıvılcımları fark ederler. Ancak küçücük bir sorunumuz vardır. Bu soruna biz “Chriss” diyoruz.  Chriss Sea`ının uzun yıllardır birlikte olduğu adamdır. Aynı zamanda tiyatro oyunlarında ki partneridir. Robert bu kez kucağına atlayan bir kadın değil de savaşması gereken bir kadın bulur. Hem de ne savaşmak. Chriss ile birlikte Sea`nın da güven problemleri olunca tek kişi birden fazla cephede savaşmak zorunda kalıyor. Açıkça konuşamadıkları her konu yüzünden mesafe büyüyor ve sevdiği kadının her gün başka bir adamın yanına gitmesini seyretmek zorunda kalıyor. 


     Sea çocukluğundan beri tiyatroya aşıktır. Onun için tiyatro her şeyden önemlidir. Chriss`e ise çok değer veriyo hatta fazla fazla. Yıllardır birlikteler ama bu ilişki boyutundan çok daha fazlasıdır. Sea`nın güven problemi bence onu daha çok katılaştırarak güçlü bir kadın olmasına sebep olmuş. Kitaplarda güçlü kadın görmeyi sevmeme rağmen Sea`da bu durum bana soğuk ve mesafeli geldi. Ne biliyim mesafeli buldum.  Mükemmel bir profil çizdi. Tamam itiraf ediyorum kıskandım. Bu sebeple de Sea`ya bir miktar çamur atıyorum ama hadiiii adam “Rock Yıldızı”. Sende ünlüsün ama azıcık kontrolü elden  bırak, hopla zıpla. O ne yaptı cool durdu, güçlü kaldı, ona olabildiğince normal davrandı. Yani benim yapmayacağım ama doğru olan her şeyi. Sonuç o kadınlar hep kazanan.  


      Robert ünlüdür, yakışıklıdır, cooldur ama yalnızdır. Aradığı kadını, hayatındaki eksiklikleri bulamamıştır. Robert`ı okuduğum ilk satırlarla birlikte fazla sıkılmış ve yalnız buldum. Sea gelene kadar onu ondan daha fazla eğlendiren birleri yoktu etrafında. Bu yüzden kendi kendine oyun oynayan küçük bir çocuk gibi geldi gözüme, kıyamadım.  Sevme işinde daha yeni olduğu için bir sürü hata yaptı. Şöyle kocaman olanlardan. Ancak şöyle bir gerçek var ki affettirebilmek için çok şey yaptı. Baştan sona çabalamaktan hiç vaz geçmedi. Kıskançlığımı da bir kenara koysam da erkek karakterle daha fazla bağ kurdum. Hatalarının olması, o kendini beğenmişliği falan onu daha insan yapıyor bence karakteri. 


     Dedikoduyu biraz abartalım. Sea kızım ne yaptın sen ya. Adam senin yüzünden ne yapacağını, nasıl davranacağını şaşırdı. Zaten ikinizde sus sus içimi şişirdiniz. Yapay zekayı geliştirmek, aranızda kelimelere dökemediğiniz her şeyi teknolojik müdahale ile halletmek istedim. İletişim iletişim diye insanlar boşuna konuşmuyor. Azıcık bir kulak verin. Zaten benim Robert`ım pek bir yalnızdı. Resmen bütün dünyası deli gibi mutlu etmek istediği kadın olmuştu. Biri bana da şarkı yazsın lütfen. 


     Kitabın dilini çok sevdim. Yazarın ilk kitabını çok eğlenerek okumuştum bu kitabı da çok eğlenerek okudum. Karakterler baştan sona dengeliydi ki kitaplarda karakterlerin bir anda yüz seksen derece dönmesine sinir olan biri olarak sonunda dedim. Karakter gelişimleri çok dengeliydi. Kitapta eksik bulduğum kısım ise zamanla alakalıydı. Daha doğrusu zamanlardaki ufak atlama. Önemli bir sahnenin sonunda neler olduğunu meraka beklerken bir anda başka bir sahnede buldum kendimi. Ama aklım sürekli ne olduğunu anı anına öğrenmek istediği bölüme gitti durdu. Nasıl davrandılar, aralarından nasıl bir diyalog geçti. Her sahne için değil ama iki dönüm noktası sahnede bunun eksikliğini hissettim. Kitapta en çok sevdiğim yerler ise tartışmasız talk show  sahneleriydi. Amerikan talk Show programlarını izleyen biri olarak o havayı gerçekten hissetti ve gözümde canlandı. Çok doğal ve gerçekçi olmuştu. O sahnelerin hepsinde istisnasız güldüm. Yazarın basılan ilk kitabına göre çok daha başarılı bir düzen vardı kitapta. Kitabın kapağını da çok sevdim. İtiraf ediyorum en çok kırmızının tonunu sevdim. Bir de son dönemde gördüğüm en kaliteli kağıttı der okumanızı gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. Koca okumalı günler.



a Rafflecopter giveaway