İnsanlar izlemek için onar yıl bekledi ama ben bir günde 20 yılı tükettim. Before Sunrise, Before Sunset ve Before Midnight uzun süredir izlemek için direndiğim filmlerden biriydi. Kız kardeşimin uzatmalı bayram tatilinde oturduk ve üçünü ardı ardına izledik. 


       Before Sunrise Amerikalı Jesse ve Fransız Celine`nin trende tanışmalarıyla alıp götürüyor kendini. Trende tartışan bir çiftten rahatsız olmaları üzerine tanışıp, sohbet etmeye başlıyorlar. Sohbet devam ettikçe ilerleyen tren Viyana`da durunca bu Jesse için ayrılma anlamına geliyor. Çünkü Jesse`nin ertesi sabah Viyana`dan Amerikaya giden bir uçağı var. Sorunu ise Celine`den ayrılmak istememesi. Çözümü ise Celine`i onun la inmeye ikna ederek buluyor. Uçuş saatine kadar Viyana`da gezecekler. Jesse`nin çünkü cebinde bozukluk dışında parası da kalmış değil.


      İkisi birlikte şehri dolaşıyorlar ve bu sırada bolca sohbet ediyorlar. Filmin sonunda da tren garında tarih ve saat belirleyip oraya tekrar gelmek için sözleşiyorlar. Şimdi bunu diğer filmlerden ayıran n derseniz pek çok şey. Çok doğal ve tüm klişelerden sıyrılmış olması ilk farklılığı. Gereksiz üçüncü şahıslardan kurtulmuş olması bir diğeri. Şehri onu da gösterelim bunu da gösterelim tarzında bir film olmaması. Neden bilmem ben hep ara plandaki şehre, mekana dikkat edenlerdenim. En can alıcı noktası ise diyaloglar, ettikleri uzun sohbetler.


       Hayata dair pek çok şeyi sorguluyorlar. Aşktan, hayallerden, şanstan bahsediyorlar. İki farklı karakteri, iki farklı bakış açısıyla değerlendiriyorlar. Onlar sorguluyor sizde düşünüp duruyorsunuz. Karakterlerinin farklılıkları her hallerine yansıyor. Onların düşünce dünyasına giriyorsunuz. Jesse`nin bir falcı hakkında düşündükleri ile Celine`nin düşündükleri arasında gidip geliyorsunuz. Filmin sıradışı bir ruhu var. İnsan ona kapılıyor işte. 


       İkinci film ise bu filmden dokuz yıl sonra çekiliyor. Filmde de dokuz yıl sonrasını gösteriyorlar. İlk film bittiğinde acaba buluşabildiler mi sorusuyla açtım ikinci filmi. O yüzden söylemiyorum ve bence bakmayın, filmi öldürmeyin. İkinci filme dair söyleyebilceklerim, yine uzun sohbetleri ve yaşlarının getirdiği konu farklılıkları. Çevre, toplumsal şeyler falan. Sonra üçüncü film ve olgun bir çift karşımızda. 


      Filmleri çok sevdim o yüzden çok şey anlatıp, heves kaçırmak istemedim. Filmi bu kadar geç izlediğim için pişman değilim. Çünkü çekerler mi bilmem ama ben 2022 falan bekliyorum öyle.  Yirmileri otuzları ve kırkları gördükten sonra ellileri görmek hakkım. İzlerken zaten her filmi açtığımda ilk baktığım yer yüzlerindeki değişiklikler. Sonra karakterlerinde ki değişim. 


     İlk resim beyaz duvarıma –annem bilmem ne bilmem ne şeyi diyor renge- asmayı alışkanlık edindiğim postit sözlerden. Onu da Deep`in Aşk Miminden çaldım. Sözler ve mim cevabı fimi hatırlattı yazmadan duramadım. Aklıma gelmişken kaçınız filmdeki Celine gibi hiç tanımadığı bir adamla o trenden inmeyi kabul ederdi?


2007 yılında Doritos, ABD’deki hayranlarını Amerikan Futbol Ligi’nin sezon finali olan Super Bowl sırasında yayınlanmak üzere kendi Doritos reklam filmlerini çekmeye ve göndermeye davet ederek, kendi Super Bowl fenomenini yarattı. Bu reklamlar, yapan kişinin çektiği şekliyle aynen yayınlandı ve Super Bowl sırasında yayınlanan, tüketicilerin yarattığı ilk reklam filmleri oldu!
Doritos, bu muhteşem organizasyonla sevenlerini 1 Milyon Dolar kazanma şansı ve bunun yanı sıra 1 sene boyunca  Hollywood’daki Universal Pictures Stüdyoları’nda Elizabeth Banks gibi yıldızlarla çalışma fırsatı yakalamaya çağırıyor.
Unutulmaz Deneyim 
Bu yıl 9. kez düzenlenen Doritos Crash the Super Bowl’u kazananlar, büyük ödül olarak milyonlarca dolar para ödülü ve hayatlarının sonraki aşamalarında da farklı iş teklifleri aldılar. Örneğin; kendi yaptığı “Fashionista Daddy” reklamıyla 2013 yılında Crash the Super Bowl yarışmasında büyük ödülü kazanan Mark Freiburger, “Transformers 4”ün setinde yönetmen Michael Bay ile birlikte çalışma fırsatı elde etti. Mark, bugün büyük bir yetenek ajansı tarafından temsil ediliyor ve Universal ile FOX gibi dünya çapındaki stüdyoların film projelerinde yer alıyor.
Katılma Sırası Sende
Siz de hazırlayacağınız 30 saniyelik reklam filmini  (sözlü ise İngilizce) www.doritos.com.tr ‘de belirtilen teknik özelliklerle hazırlayıp tüm dünyanın beğenisine sunmak için 9 Kasım 2014’e kadar reklam filminizi çekip, rüya gibi bir iş ve 1 Milyon Dolar sahibi olmak için geri saymaya başlayabilirsiniz!
Katılım koşulları ve tüm detaylar için www.doritos.com.tr’yi ziyaret edebilirsiniz.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
Sitem sesleri yükselir gibi olunca yaz-(s)aklan-kaç`ı kızdırmadan yaptım iki mimi birden. İki mimi de kendisi hazırladı. Ben tembellik ettim ama umarım affeder. Mimim için çok teşekkürler. Oturdum, düşündüm, yaptım, sonuna mimlediklerimi yazdım. İstediğinizi yapın =)



Yazar Mimi
Yazar ne demek?
Bazen seni senden daha iyi anlatan. Aklından geçen karışık cümle yumağını işte bende bunu diyordum dedirten. Senin düşünmediğin, hayal etmediğin kapıları sana aralayandır. Senin baktığını görüp yazandır.
Herkes yazar olabilir mi?
Bence iki tip var. Bir gerçek, sınırları aşan, zamanı aşan. Bir de çabalayan. Yani hayır.
Sen neden yazıyorsun?
İstiyorum. Bu da benim için yeterli.
Beğenilmek ve okunmak hoşuna gidiyor değil mi? Sence bundan dolayı yazarlar megaloman olabilir mi?
Kimin gitmez ki. Ama bende işler biraz garip. Kimse okumadığı zamanda yazıyordum ve umursamıyordum. Kendi yazdığımı bile yazdıktan sonra okumayan bir tipim ben. Tandık birilerine sormam lazım. Megolaman mısın?
Bir yazarla sohbet etmek nasıl bir duygu?
Harika. İstediğimi soruyorum ve kırmayıp cevap veriyor. Bazen abartıyorsun kızım diyorum ama yok ben böyleyim engel olamıyorum.
Yazarların cinsiyeti var mıdır? Bir örnek verebilir misin?
Ya kızan kadın olabilir ama ben hep erkekleri yazmak için daha ciddi buldum. Son dönemde evet kaptırıyorlar ama bakıyorum en sevdiğim yazarlar gerçekten sevdiklerim hep erkek. Yazar deyince kafamda erkek figürü oluşuyor. Tabi bu yüz yıllardır yazmak konusunda erkeklerin egemen olmasından kaynaklanan, klasiklere  kadar uzanan bir şey. Ne bilim dile her şeye yansıyor. Bir kadın yazar elinden çıkan erkek karakter gerçekten çok yazarın düşünceleri gibi geliyor.
Yazmak senin için bir mesele midir, yoksa meşgale mi?
Zaman, komum, ruh durumum soruya farklı cevap verebilir.
En sevdiğin yazın hangisi?
Bir enim olduğu söylenemez.
Yazdıklarının anlaşılırlığı ile ilgilenir misin?
Hayır. Bazen öyle şeyler yazıyorum ki ben bile kendimi anlamıyorum. Diyorum cidden böyle mi düşündüm.


Aşk mimine gelirsek.

Aşkı nasıl tanımlarsın?
Tanımlarsın değil bence tanımlayabilir misin olmalıydı. Aşk her duyguyu aynı anda
 Yaşamak gibi bişey. Aklının bir köşesinde kalan acabayla birlikte.
Sen hiç aşık oldun mu?
Bir yıl önce evet şimdi hayır belki yarın yine evet. Bana aşk hep fazla şüphe etmem gereken bi şey gibi gelmiştir. Benim o konuda kafam karışık.
Hayalindeki aşk nasıl bi şey?
Unutmadığın, değiştirmeye kalkmadan yaşadığın, pişman olmadığın, kendin olabildiğin, ama en önemlisi mutlu olduğun bir aşk benimkisi.
Aşk öznel midir?
Evet. Öznel ve bilemiyorsun kişi için gerçekten ne. Nasıl hisseder, tanımlar, yaşar…
İlk görüşte aşka inanır mısın?
Hımm. Daha önce olduğunu idea ettim. Ama fikir çok romantik geldiğindendi sanırım. Yoksa adını hatırladım.
Sana aşık olduğunu söyleyen birine nasıl karşılık verirsin?
Sürpriz yumurtadan çıkan tipler oluyor kırmadan kıvırıyorum. Israrcı olana gülüp geçiyorum. Lanet gitsin ben hep kaçıyorum.
Aşk bir su mudur içip kudurduğun?
Mutluysan içmeye devam.
Aşkı bilene, derdi çekene mi sormalı?
Aşkı bilen yok da derdi çeken çok. Bana kalırsa derdi çekene de sorma. Yaşanmadan öğrenilmeyen şey bu.
Aşkla vişnenin ne alakası olabilir?
Kırmızı.
Aşkla sevgi karşılaştırılmalı mıdır?
Sevgi bana hep hiç vaz geçemeyeceğin bişey gelmiştir. O yüzden içten söylenen seni seviyorum lafını fazla değerli bulmuşumdur. Ama aşk tanımlayamıyorsun bile. Gün geliyor bitti diyorsun. Sevgi hep daha ağır, daha elle tutulabilir geldi bana. Sizi bilmem ama ben karşılaştırmayı yapıyorum işte.
En etkilendiğiniz aşk filmi hangisi?
Love Story. İzlediğim ilk aşk filmi. Annem izletti diye mi, ilk diye mi, defalarca izledim diye mi, çocukken izleyip bilinç altıma yerleşti diye mi bilmiyorum ama.
En hoşunuza giden aşk romanı hangisi?
Kürk Mantolu Madonna.
Son olarak aşkta romantizm nasıl olur, en romantik anınız nasıldı?

İşin içinde ben varken romantizmin sonunda ya başınız belaya girer, ya da gülmekle meşgul olursunuz. 

Deep, Gül kaptan, Drama, Maya, Şenay Benderli, maviye iz süren, Persephone, Serafina LeGuin, kırmızı çerçeve, bir de ölü gibi sessiz olan Demir bey.

       Bazı yazarlar kitaplarını yazarken okuyucularına zerre kadar acımıyorlar. Bu kitap bittikten sonra okuyucum ne hisseder, nasıl yaşamına devam eder hiç ama hiç düşünmüyor. Hele konusuna bakmadan okuyan okurun nasıl bir bocalama yaşayacağını hiç düşünmüyor. Natasha Boyd`a tam olarak bahsettiğim yazarlardır. İnsafsızca harika bir kitap yazmış. 


       Jack Eversea Hollywood`un gözde oyuncularından biri. Bir nevi Johnny Depp, Bradley Cooper. Ama bunların 26 yaşındaki halleri. James Dean`nın esmer hali. Sonsuz karizma. Görmüş gibi konuşuyorum ama yazar harika bir profil çizmiş. O yüzden bu sözlerimden daha aşağısı olamaz. Yürüyen karizmanın sürtük sevgilisi onu yönetmenin biriyle aldatıyor. Magazin basını da bunun üzerine balıklama atlıyor. Tüm o karmaşadan kaçmak için motosikletine atlayıp, arkadaşının önerdiği Butler Cove kasabasında soluğu alıyor.


       Keri Ann Butler ise Butler Cove kasabasının sakinlerinden biridir. Büyük annesi için buraya taşındıklarından beri kasabadan çıkma hayalleri kuran garson kızımız. Ailesini kaybettikten sonra abisiyle bir anlaşma yapıp, sırayla eğitim hayatlarına yön vermeye başlama kararı alır. Abisi Joey tıp fakültesinde eğitimine devam ederken, o 21 yaşında Butler Cove`da evlerine sahip çıkar. Kasaba halkı ki başı peder çekiyor, evlerine kafayı takmış vaziyette. Kızın soyadından anlaşıldığı gibi ailesi kasabanın kurucusu ama şuan evin fiziksel durumu pekte parlak değil. 


        Keri Ann`in Jack hayatına girene kadar, birkaç arkadaşı, sıradan işiyle sakin bir hayatı vardı. Ne zaman ki Jack çalıştığı yere gelip, ondan hamburger istedi işte o zaman hayatında sakinlik kalmadı. Bir aşkın kurucusu hamburger. Yakın arkadaşı Jazz Jack`in dergiye çıkan haberlerini çekiştirmeye başlayınca kimliğini gizli tutmak isteyen Jack, gece karanlığında,  tek başına kalan Keri Ann`in karşısına çıkar.  Kimliğinin gizli kalmasını isteyen Jack yardım etmesi için Keri`ye güvenir.  Karşılığında evinin tamirat işlerine yardım etmek üzerine anlaşma yaparlar. Yardıma dayalı bu garip arkadaşları da zamanla alev alır.


        Beni bıraksanız sabaha kadar kitaptan bahsederim ama okurken size de bira heyecan bırakmak lazım.  Gizli saklı bir ilişki de, bir sürü dış faktörle mücadele etmek zorunda kalmak işin tabi heyecanını arttırıyor.  Kitapta en sevdiğim şey ise karakterlerin birbirlerine karşı açık olmaları. Öyle lafı dolandırayım, yapmak yerine tamamen dürüstçe bir iletişim kurdular. Tabi bu üstü kapalı olan şeylerin olmadığı anlamına gelmiyor.


        Yazarın dili gerçekten güzeldi. Kitaba dair tek pişmanlığım gece başlamak oldu. Bitiremeden yatamadım, daha doğrusu hiç yatamadan sabah oldu. Tek bir satır mı sıkmaz insanı? Bu kitap sıkmadı. Yayınevi ise çok güzel bir çeviriyle bizi, harika bir yazarla tanıtırdı. Yalnız kitap öyle bi yerde bitti ki meraktan delirmemek elde değil. Yabancı Yayınları`na soruyorum. Siz hiç mi kötü kitap basmazsınız? Kitap kapağı, ayraç ve yayınevinin kitaplarına yaptığı giriş güzelliği bu kitapta da mevcut. Kitabı çok beğenince arkadaşıma tek fotoğraf çekemeden kaptırdım artık geri alınca resimleri değiştiririm. Son söz : Bu kitabı mutlaka okuyun.

Şarkı...



     Vefa Enver hayranı bir arkadaşım masama kitaplarını bırakıp hepsini okumam için bir hafta verdi. Bende Çocuk da Yapamadım serisinden sonra hiç itiraz etmeden okumaya başladım. Tek sorunum yazarın sadece seriye ait üç kitabını okumuş olmam. Buda masadaki yedi kitabı bir haftada nasıl bitireceğim konusunda endişelendim ama hepsi bitti. Bir hafta kadar fena halde uykusuz kaldım ama çok eğlendim her kitabını okurken. Şimdi sırada ikişer içer kitaplardan bahsetmek var.


      İlk şanslı kitap Bana Prenses Deme. Babası tarafından çok sevilen ve bolca şımartılan Nil 19 yaşında. Babasının şirketinde çalışan inşaat mühendisi Murat`a 13 yaşından beri aşık. Onun gözünde bir çocuktan farksız ve artık büyüdüğünü ispatlama zamanı geliyor. Babasının şirketinde stajyer olarak işe başlıyor. Hedef Murat. Onun etrafında ol, baştan çıkar, nişanlısından ayır ve parmağına yüzüğü geçir. Söylemeyi atladım sanırım, Murat bir de nişanlı. 


     Murat`a giden yolda ise Nil`in karşısına Murat`ın nişanlısı Gamze`den daha zor biri çıkıyor,  Yiğit. Yiğit zengin, yakışıklı bir adam ve Nil`in babasına büyük iş veriyor. Sonrasında ise işler sarpa sarıyor. Çünkü Yiğit anlamsız bir şekilde kendini sürekli Nil`le ilgilenirken, düşünürken buluyor. Nil`in Murat`a olan takıntısını fark ediyor ve bunu kıza karşı kullanmaya başlıyor. Bu arada Yiğit efendinin de vazgeçemediği Tuğba`sı var. Tabi bir de 36 küsur yaşıyla arada yaş uçurumu var.


      Nil amacına ulaşmaya başlayıp Murat`ı harekete geçirmeye başlarken her seferinde Yiğit`e tosladı durdu. En çok nefret ettiği insan oldu çıktı. Murat Nil`in farkına varırken Yiğit`te Murat`ın geçmişinin farkına varmaya başladı. Nil`in elinde kalansa intikam, Murat`a karşı hissettiğini düşündüğü duygular, Yiğit`e karşı hissettiğini fark etmeyi başaramadığı duyguları.


     Tuğba güzel, akıllı ve oldukça farklı. Gamze güzel, akıllı ve çok iyi niyetli. Nil`in şansına da her iki erkek için bu kadınlar vazgeçilmesi zor. Onlar için liman, bağımlılık. Nil`de dünyanın en şanssız hatunu. Erkekten yana bolca acı çekmek varmış onun kaderinde de. Böyle acı falan dediğime bakmayın ama siz. Kitap çok eğlenceli. Zaten diyaloglara kıkırdayıp durdum. Nil`de dil pabuç gibi. Murat`ın yanında süt dökmüş kedi, Yiğit`le havlayan köpek. 


      Eğlenceli bir kitap olmasına rağmen duygusal yanları da vardı. Murat`ın tüm o  intikam sebepleri, Yiğit`in sorunlu çocukluğu. İkisi de kolay şeyler yaşamamış ama kişilikleri buna farklı şekillerde tepki vermiş. Ortak yanları ikisini de yaşananlar sert bir çizgiye oturtmuş. Biri bunu gösterirken, biri sırıtışının arkasına saklamış. Nil`se istediğini alan, vazgeçmeyen, büyüdüğünü göstermeye çalışan bir kız. 19 yalında biz nasılsak o da o. Yazarın diline, anlatım tarzına bir kez daha hayran kaldım. Eğlenceli kitapları seviyorum ne yapayım. Kendinizi şımartmak istiyorsanız bence Vefa Enver kitaplarına bir şan vermelisiniz.

Ve şarkımıza gelelim =)



     Uzun zamandır ortalıkta yoktum. Bunun için bir sürü bahane öne sürebilirim. Ama tüm onları anlatmak sıkıcı olduğundan o kısmı geçiyorum. Umarım bundan sonra daha çok vakit ayırabilirim. Sevgili Deve Tuşu ve KitapKokusu beni mimlemiş. Dönüş için iyi fikir diye düşünürken Deve Tuşu ikinci mimle gelince harekete geçtim. Çok teşekkürler sizlere.


Book Challenge Tag

İlk Hayranlığım à Sofie'nin Dünyası. Evde bulup okumayı yeni söktüğümde karıştırdım. Bitirmem yıllarımı aldı.
Favori Serim à Westmoreland Serisi. Judith`in her kitabını serisini severim. Kura çektim bu çıktı.
Favori Kitabım à Dabi ki de Dönüşüm (Franz Kafka)
Favori Erkek Karakterim à Sherlock. Adam zeki, farklı.
Favori Bayan Karakterim à Susannah Cahalan. Aslında yazar ama Beynimdeki Yangın kitabının ana karakteri. Hayatının bir kısmını anlatmış biliyorum ama mücadelesi beni çok çok etkiledi.
Favori Okuma Saatim à Ben mekan zaman tanımadan okurum. Yürürken bile kitap okuduğum olmuştu. Ciddiyim. Fazla heyecanlıydı ve ben ne olacak diye merak etmiştim.



Gelelim ikinci mime. Bu mim kitap gibi sevdiğim şey müzik hakkında.

Müzik denildiğinde aklınıza gelen ilk kelime
Ruh.
Hiç müzikten bıktığınız oldu mu? Veya dinlemeye ara verdiğiniz?
Hiç olmadı. Neden olsun ki?
Hayatınız boyunca hayranı olduğunuz bir ses sanatçısı oldu mu? Posterlerini odanıza astığınız fan dediğimiz türden yani?
Öyle fan derecesinde hayranlığım hiç olmadı. Konserde üstüne zıplayayım, her hareketini takip edeyim falan. Ama duvarlarımın Beatles, Nirvana falan görmüşlüğü var. Bak bir de aklıma geldi. Blue vardı. Orta okula gidiyordum sanırım.
Kitap okurken müzik dinler misiniz?
Evet çok dinlerim. Toplu taşıma araçlarında sesi bastırmak için özellikle.
Çok klasik ama yine de sormak istiyorum. Sizin türünüz hangisi?
Ben kulağıma hoş gelen her şeyi dinlerim.
Asla dinlemem dediğiniz bir tarz var mı?
Rap`le aram hiç ama hiç yok.
Size bir şarkıcı olsanız kim olmak isterdiniz desem?
Edith Piaf
İmkanınız olsa ülkemizde müzikle ilgili neyi veya neleri değiştirmek isterdiniz?
Çok saçma şarkılar yapıp, üzerine çok saçma video klipler çekiliyor. Bir de bolca taklit yapılıyor. Bence bunların hepsini temizlemek lazım.
"Bu şarkı benim!" dediğiniz bir şarkı var mı?
Guns`n Roses`dan This I Love. Bu şarkıyı ben yazmalıydım.
TV lerde bol bol yayınlanan Talk Show programları hakkında ne düşünüyorsunuz? Özellikle sunucusunun ses sanatçısı olduğu programlardan bahsediyorum?
Televizyon izlemiyorum.
Kim şarkı söylemesin sorusuna vereceğiniz ilk isim kim olur?
Ben.

Kimler ne yaptı şu sıra inanın bilmiyorum. Ama yapmadılarsa Drama Queen, Dördüncü Tekil Şahıs ve Paranoyak Satırlar yaparsa çok sevinirim.