Titania, Şenay ve Ayşe e. Mimledi ama ben bu hatıra işini pek kıvıramadım. O yüzdende bekletmek zorunda kaldım azıcık.  Mimi görünce ilk bi derin nefes alıp düşündüm. “Kızım sen hatıra ne sakladın?”diye kendime bir sordum. Hiç bişey mi gelmez insanın aklına. Benim gelmedi. Düşündüm düşündüm ama yok yani. Bu akşamda eve gelince şöyle bi evi kolaçan ettim bulabildiğim üç beş parça şeyi bir araya topladım. Hayır millet hatıra içinden hatıra seçemedi ben bulamadım. O yüzden bu akşam eve gelince odamın altını üstüne getirdim ve ne varsa ortaya döktüm. 


      İlk olarak çocukluğuma iniyoruz. İlk aldığım çerçevem. İçinde üçümüzün(kız kardeşim, erkek kardeşim ve benim) çocukluk fotosu mevcuttu. O timsahta yine çocukken yediğim McDonals oyuncaklarından geriye kalan son parça.


      Deniz kabukları gittiğim yerlerden bulduklarım, alıp getirmişim öyle. Deniz yıldızını Reklamcı Bey`in dedesinden dolaylı ellerle hediye geldi. Saklıyorum öyle kalmış. Aslında gittiğim her yerden taş getirme huyum var. Ama o kavanozu bulamadım kaldı.


      Bu ayıcığı kapının önünde buldum. O gün bugündür benle. Kim niye  kapıma bıraktı hala sır.


      Pembik araba hem bir kumbara(içini doldurmayı beceremedim hiç), hemde nikah şekeriydi. Kar küresi kız kardeşime ait bi hatıra o yüzden onu geçiyorum. Kaplumbağalar da kız kardeşimin bana hediyesi. Hepsine tek tek isim koydum.


       Şimdi hatıra az olunca, küpe yüzük bilekli topladım çıkardım. Sonra da saçmaladım dedim koydum. Bunlar ayırdım çünkü güzel bi günde o günün hatırasına alınmışlardı kıyamadım.


      Üç dört kimle gittiğimi hatırlamadığım sinema bileti var. Önemsemişim ki ayırmışım dedim ama bi köşeye fırlatmışta olabilirim emin değilim. Eskişehir ilk arkadaşlarımla gittiğim tatildi, tramvay biletlerim o yüzden kaldı. İzmir kart işte onu da ayırdım, gittikçe hatıra olmaktan çıkıyor. Bir iki de ona buna bilette kimle gittim cidden hatırlamıyorum. Annem demişti ama et yemezsen erkenden unutursun her şeyi…


        O gördüğünüz peçete tam olarak Ygs`yle tanıştığım güne ait. Kullanmalara kıyamadım. Tavşan küçük bi çocuktan, twittide bi arkadaştan hediye.


        Fincanımmm. Bende şöyle bir huy var. Birine bir hediye alıyorsam aynısından kendime de alıyorum. Ne aldığım fark etmez ona alıyorsam kendime de mutlaka almalıyım.  Aslına bakarsanız bu şu da demek, hediyeler özenle ve beğenilerek seçiliyor. Benim sevmediğimi başkasına almıyorum. 


      İtalya şekilli anahtarım bir arkadaşımın subay olan abisinin görevden dönerken getirdiği bi hediye. Çok seviyorum hatta daha öncesi de hiç anahtarlık kullanmazdım. Araba çook sevdiğim birinden hediye. Küçük kız heykelini de anneciğim almştı. Gelelim o kitap ayraçlarımı koyduğum kaba. O benim ilk okul suluğum. Kafasını çıkarıp böyle kullanmaya başlayalı yüz yıl geçti. Sallayınca simler geliyor diye efsane severdim.


        Küçük Prens sevdiğim kitaplardandır ve çok sevdiğim bi ablamdan hediye. 2006`da kapağına bişeyler karalayıp hediye etmişti. Ne zaman pes etmeye kalksam, kendime inancımı kaybetsem açar bi kez okurum.


       Penguen ve Uykusuz`un yıllardır sayılarını topluyorum. Başta kız kardeşim yapardı sonra bana alışkanlık kaldı. Bu da sağda solda bulup, paketlemediklerimden.


      Gelelim bu kutuya. Kız kardeşimde bundan bi tane daha var. Hatun temiz çalışıp, tüm hatıralarını biriktirmiş. Kıskandım mı ne?
Galiba bunu en son ben yaptım. Yapmayan varsa bilsin ki “zamska seni mimledi”.



        Finaller falan derken 5. Uluslararası Opera Festivali geldi geçti tek bişey izleyemedim. Bugün  Şans yüzüme güldü ve adıma ayrılmış üç biletle 4. Uluslararası İstanbul Bale Yarışması ve Festivali`de festival kapsamında Leyla Gencer Opera Sahnesinde sahnelenecek Bach Alla Turca`ya gitmiş bulunmaktayım. Biletimi almaya gittim adımı söylüyorum kadın yok diyor. Ben tutturdum var diye. En sonunda başından atmak için balkondan bilet verdi. Ben tabi daha çok sinirlendim. O kadar ayarlanmış davetiyem var, sen başından atmak için tamam al balkon diye önüme kemik at. Sonra iş başa düştü ve adımın yazılı olduğu zarfı buldum kadının gözüne soktum. İki dakka dikkatli baksa sinirlerimi yıpratmayacak ama nerde. Kız kardeşim ve çocukluk arkadaşım birlikte geleceklerdi. Onlarda sağolsun son dakika ancak yetişince ben o arada baya gerildim. Bi ara telefonda taksiciye “Gaza BASSS” diye çemkiriyordum.


         Eser Samsun Devlet Opera ve Balesi tarafından hazırlanmış Bach Alla Turca. Şu zamana kadarda kapalı gişe sahnelenmiş. Eser iki bölümden oluşuyordu. Birinci bölümün adı Troy Game`miş, izledikten sonra öğrendim. İtiraf ediyorum ne çıkacak kaşıma diye pek araştırmadan gitmiştim. İlk bölüm testestoron hakimiyetindeydi. Erkekler ve savaşlarıyla ilgiliydi. Antik çağ savaşlarına ve Kızılderili ritüellerine gönderme yapıyordu. Ama sahnede savaşmayıp süzüldüler. Karakterlerin tartışmaları, anlaşmaları, birbiri üzerine kurmaya çalıştıkları güç hakimiyeti… Yer yer munzurlukla, yer yer sanki gerçekten savaşıyorlarmış halleriyle çok güzel zaman geçirttiler.


          Asıl muhteşemlik eserin ikinci bölümü olan esere adını veren Bach Alla Turca… İşte burayı nasıl öveyim bilemedim. Orkestra harikaydı, koreografi harikaydı, görsel harikaydı. Anjelika Akbar piyanistliğini yapıyordu ve bei büyüledi. Benim deli divane aşık olduğum Bach eserlerini bizim ezgilerle sunuyor. Piyanodan yükselen Bach parçalarına darbukalar eşlik ediyordu. Bi yandan da sahnede süzülen balerin ve baletler…  Her hareket bir duyguya işaret ve bunu size öyle yansıtıyorlar ki, gerçekten ne diyor anlıyorsunuz.  Gözlerinizi kırpmadan izleyip bi yandan da iç geçiriyorsunuz.


         Ahh ahhh daha küçüktüm balerin olacağım diye boyna parmak ucunda gezerdim. Gördüğüm hareketleri tekrarlar boyna dönüp dururdum. Sonra dediler bak sen uzun boylusun, bale sende tutmaz. Ama Cidden kandırmışlar. Yeteneğin yok dememişlerde bahane bulmuşlar. Bugün yüne süzüm süzüm  balerinleri süzdüm içlerinde gayet de uzun boyluları vardı. Zaten kim çıkardı şu minyonlar daha iyi balerin oluru bilmiyorum.


        Gelelim sahneye. Leyla Gencer sahnesine ilk defa gittim. Gerçi o da yeni açıldı ya. Salon oldukça geniş ve konforlu demeden geçemeyeceğim. Ses sistemleri ve akustiği cidden iyiydi. Sıcak yaz gününde serin ve güzel bi gece geçirmek için tam yeri. Anlayacağınız ben sahneyi sevdim, gelen performansları bundan sonra kaçırmam.


        Son bişeyden daha bahsetmeden geçemeyeceğim. Geçenlerde Boğaziçi Caz Korosunu Dinleme fırsatım oldu. Cidden harikalardı. Daha önce hiç canlı performanslarını izlememiş olan ben büyülendim. O kadar ki azıcık sesim olsa “benide alııın!!!” diye yalvaracaktım. Masis Aram Gözbek şefliğinde harika bir ekip olmuşlar. Masis gerçekten çok iyi iş çıkarmış. Bu arada facebook sayfasından ben etkinlikleri takip edip, uygun bi zamanda bir bilet daha alıp gitmeyi planlıyorum. 





       Finaller bitti ve ben ortalıktan kayboldum sanırım. Çarşamba son büt getirecek sınava gittim ve kendimi sokaklara attım. Artık nasıl gözüm dönmüşse sınav sonrasına beş ayrı arkadaşa, arkadaş grubuna söz vermişim. Sınav da erken saatte değil ki hepsine yetişiyim. Sonuç Moda sahilinde Tara`yla koşturmaca. Tara oranın müdavimi amcanın Sibirya kurdu. Adamı bi türlü çözemedim ya ona yanıyorum. Neyse tam Ali Ustada dondurmamı yiyorum bi anda arkadaşlarım damladı. İşin kötü tarafı ekmiş olduklarımdan. İşin vardı ne arıyorsun buralardayı keyif yok dedim çevirdim. Daha onları atlatamamışken zır telefon kız kardeşim arkadaşların evde seni bekliyor. Bende tabi topuklarım totoma değe değe son vapura yetişip eve gittim. Hayır yani insan plan yaparken hiç mi düşünmez. Kime ne söz verdim diye. Ama yok. Sınav bitiyor diye şeyini çıkarmışım. Sonuç azıcık trip bol dil dökme.


          Geçen yıl arkadaşlarla hiçbir yere gidemeyince bol bol adalara gitmiştik. Bisiklet fobimi yenip öğretmek için seferber olup, ben beceremeyince kafayı yiyen oldu ama bi günde çözdüm. Bu yıl İzmir’e tatile gidince doğal olarak adalara gidemedik.  Bizde sınavlar bitti kimse evine dönmeden bi adalar yapalım dedik perşembe günü kendimizi sabahın köründe vapurda bulduk. Daha önce o kadar gittim bi faytona binememiştim bu kez onu da aradan çıkardım. Dön dolaş yine aynı yere varınca al bisikleti koyul yola. Her şey iyi güzel devam ederken pat karşıma bi tay çıktı. Arkasından da dört nala koşturan anacığı geliyor. Buraya kadar her şey normal. At bu kaçar, bi şey olur. Ama arkadaşımın korkup durması benim onun üzerine düşmemek için resmen uçmam işte işin hoş olmayan tarafı bu. 


       Artık dönelim dedik ama hava koşullarının bize ufak bir şakası olsa gerek kafayı yedi. Yaz geldi artık dedim ve ben yaz standartımı uygulamaya koydum. Şort tshirt… Sabah annem dedi ama “kızlar böyle gidiyorsunuz ama yağmur yağar”  kim dinliyor ki. İğne atsan yere düşmeyen bir vapurda resmen oksijensiz yolculuk yapıp, inince de başımdan aşağı kova kova su boşaldı. Donuna kadar ıslanmak varya işte o ne demek anladım. Ya yağmurla barıştım dedim ama bu ıslandıktan sonra sıcak evine kavuşuncaymış. Yağmurda deli ıslanıp yaz günü açılmayan klimanın yağmurda açılmış korku filmi senaryosunda değil. Sonuç kız kardeşim hasta ben hala sağlam.


       Gelgelelim 20 haziran gününe. Nasıl bir bilinç kaybı yaşadıysam annemin doğum gününü unuttum. Ama zararın neresinden dönersen kar derler. Annem eve gelmeden hediye almaya çıktım, bide üzerine alfredo yapmayı başardım. Buraya kadarda her şey normal zaten. Herkes o alır deyince kimse pasta almamış ve ben hepten unuttum. Baktım çıkarsak anneme yakalanacağız evdeki keke mumu dik. Küçükken babamın pasta almayı unuttuğu gün geldi aklıma. Tek farkı annem için yaptığım resim değildi hediyem.


        İlkokul arkadaşlarımla hala görüşürüm ben hatta sık sık. Mahşerin Dört Atlısı modunda dolanıp duruyoruz. Bi tek okuldan da önce tanıdığım Kibrit Kutum burda değil. Bizim Sarı Edirne`de edebiyat okuyor ve tezi Atilla İlhan üzerine. Çolpan İlhan peşine düştük doğal olarak. Ezci borçlar özel notlarımı alacağım deyince de büt bu şakası olmaz dedik Ezci`nin peşine takıldık. Koridorda yavru kedi görünce dayanamadı koşturdu peşinden. Kedide korkup masada kabloların arasında sıkıştı kaldı. Kurtarana kadar canımız çıktı. Tam her şey bitti tam yol cihangir derken Ezci`nin karşısına öğrenci işlerinden bi tanıdık çıktı. Ona kral demek istiyorum çünkü bizi Beyazıt Yangın Kulesine çıkarttı. Hatta anahtarları elimize verdi çıkarken bana getirirsiniz dedi çekti gitti.  360 derece manzara.. Kesinlikle çok güzeldi.


       Günün kurtarma operasyonu bitti derken fazla aceleci olmuşum meğer. Yol üzerinde düz duvara tırmanıp yukarıda tarif edemediğim bi yere kendini sıkıştırmış bir yavru kedi vakası daha geldi buldu. Uzunsun sen tırmanırsın dediler çıktım ama ben kediden korkuyorum kedi benden. Kediden korkan insanı düz duvara cidden tırmandırdılar. Bi yandan düşme bi yandan kedi korkusu tabi beceremedim. Ben inince yoldan geçen bi kızı kandırıp çıkardık. Yandaki cafeden et aldık kafasını çıkarsın tutup çıkaralım diye ama kız eti kediye kaptırdı kedi atlayamadı deliğe girdi. En son bi Arap turist çıktı ama yok kedi ne kendi inebiliyor nede yardım kabul ediyor. En son nasıl bir hırsla çıkıp kediyi kandırıp ensesinden tutup aşağıdakilere uzattım hatırlamıyorum. Cidden kedilerden hoşlanmıyorum. Yavruysa ne ala, değilse benden kesinlikle uzak durmalı.


        Kardeşim cumartesi son sınavına girdi. Bende deli gibi Pazar gecesi için plan yapıyorum. Sürpriz parti yapayım, herkes eğlensin falan falan. Şuraya gidelim buraya gidelim, sabaha kadar eğlenelim. Peki ben bu planları yaparken o hayta ne yapsın dersiniz? Tatil planı. Ben gidemiyorum bütlerim var, staj görüşmelerim. Kız kardeşimi hasta ettim yağmur çamur derken. O kadar dil döktüm ama topladı çantasını, bi kaç arkadaşını yanına alıp tatile çıktı. Bişey de diyemiyorsun ki. Sınav stresini üzerinden atsın diyorsun ama yaptığım sürpriz parti elimde patladı. Eee bana da dünya kupası maçları ve bi kaç gündür elime alamadığım laptopumdan başkada bişey kalmadı.
        Günlük tutmayı bu yüzden beceremedim işte. Ne hissettiklerimi yazabildim nede yaşadıklarımı.




      Bile isteye bütünlemeye ders bırakıp, sonucu görünce şaşıran tek insan benim herhâlde. Ya da geçmesi imkansıza yakın olup hala ders çalışmalıyım diyen de ben olabilirim. Tabi bunların hepsi vicdan rahatlatmaya yönelik çabalar. Yoksa eve gelip dört saat yatıp, sonra final sınavına hazırlanmak mı olur. Ama uyumakta haklıyım. Yine çok geç yattım erkenden de kalktım. Bizim ki kadar rahat adam yok şu dünyada derken adam gece uyumadı. Kırk yıllık kardeşim bi kez bile sınav yüzünden uykusuz kalmazken bu kez uyuyamadı. Tüm yatakları dolaştı. Gece yarısı bir litre süt ısıtıp içirdim ama yok. Masallar mı anlatmadım, masajlar mı yapmadım ama uyuyamadı. Bizde en son gecenin bi yarısı koşuya çıktık. Azıcık yorulsun da belki uyur diye. Zaten bu kez de uyumasaydı ayağımda sallayacaktım başka çaresi yok.  Eee sabahta onunla sınava gidince benim pertim çıktı. Ben uyumayayım da kim uyusun. 


      Tam ben böyle elime pc`yi almış ders çalışmanın sıkıcılığıyla boğuşurken bi de baktım Deep mimlemiş. Valla bu ara mimden başka bişey yazamaz oldum. Eee sınav var diye ne film ne kitap olunca durum bu. Hem çok çalışıyorum ya, kafam dağılsın birazda dimi?


     Gel gelelim mime. Pencere mimiymiş adı. Kafanı pencereden çıkar ilk gördüğün insanı tarif et. Tabi bu balkonda olur, üşenmiyorsan da sokağa in. Gördüğünün cinsiyeti, ne giydiği ve de ne yaptığı yazılacakmış. 


      Ben kendimi en yakın pencereye attım. Aşağı doğru sarktım ve kim var kim yok baktım. Bir bayan gördüm. Kısacık karamel kahve arası saç rengi vardı sanırım. Sanırım diyorum ama saç rengi olayını ben bi türlü çakamadım ondan. Benim kahve rendi dediğime fındık kabuğu diyen bi ortamda iddialı olmak istemem. Neyse 1.65 anca vardır diye düşünüyorum ama bu kuş bakışı bellide olmaz. Beyaz bol bir tshirt, siyah ince bi hırka, açık dar bir kot pantolon giymişti. Ayağında siyah Keds vardı. Siyah spor bi çanta ve elinde bir poşet. Poşetin içinde yeşil bişey vardı ama çıkaramadım. Burnu düzgündü niye baktıysam ama göz rengini yukarı bakmadığı için bilemeyeceğim. Ama ela yakışırdı ona. Ne çok zayıftı nede balık. İdeal kiloydu. Ne yaptığına gelirsek yürüyordu. Evine doğru ilerlediğini düşünüyorum çünkü köşeyi dönünce devamını göremedim. Nasıl yürüdüğüne gelirsem. Salına salına yürüyordu ama ne bi göz süzme ne bişey. Zaten etrafta boştu ondan olabilir  =) Dik bi duruşu vardı. Fazla eylem halinde bi tip görmediğimden bu kadar. Yalnız bende de ne göz varmış. 7. kattan bir insanın görebileceği maksimum seviyede bilgi verdim. Bide gözlüklerim olsa heralde saçındaki beyaz sayısını söylerdim.
      Mimlediklerime gelince, sanırım millet yaka silkti bee. Ama ne yapim çok eğlenceli mim yapmak. O zaman bende 3 4 tanecik söyliim dedim. Ortaboypopcorn, kristal kitap, safransarı. maya ve benim kımızı çerçevem..


     Paronayak Satırlar beni mimlemiş. Mim için çok teşekkürler. Şimdi mim eşcinseller için diye duydum ama ucu bana kadar geldi.  Paronayak Satırlar mimleyince de el klavyeye gitmeden duramadı.
1. Açık ilişki hakkında ne düşünüyorsunuz?
Kırmızı et hakkında ne düşünüyorsam onu. (kırmızı et yemem ki =))

2. Eşcinseller arasında marka takıntısı var mı? Giyimine sadece özen gösteren sadece eşcinseller mi? Dar pantolon giyen biri hakkında hemen eşcinsel bu diye düşünür müsün? Örneğin iç çamaşırı alırken aldıklarına dikkat eder misin yoksa don olsun derli toplu tutsun mu?
Çok uzun soru. Bölseler olmaz mıymış ki? Eşcinsellerin marka takıntısı olduğunu düşünmüyorum. Ne yani eşcinsel diye marka takıntısı olmak zorunda mı ki?
Sadece eşcinsellerin giyimine özen gösterdiğini düşünmüyorum. Etrafta özenle şık giyinen ama eşcinsel olmayan birçok insan var. Ama şu bi gerçek ki daha çok dikkat ediyorlar.
Eşcinsel diye dar pantolon giymek zorunluluğu varda benim mi haberim yok. Dışarıya şöyle bi bakınca artık erkeklerin bi çoğu dar pantolon giyoyor. Ama dekoltesi aşırı olan erkekte bi acaba diye geçirdiğimi söylemezsem çok dürüst bi cevap olmaz.
Gelelim donuma. Ciddi ciddi bu soruya cevap vereceğimi düşündünüz mü? Şişe çevirmede iç çamaşırın ne renk diye soran ergen soruları gibi mi ne. PAS

3.  Küçükken bebek oynamayı sever miydin? Evcilik oynamayı sever miydin? Daha çok kız arkadaşın mı vardı, erkek arkadaşın mı?
Her kız çocuğu kadar severdim. Ama Öyle saatlerce oynamaya katlanamazdım. Hele yazsa oturup evcilik oynayacağıma ortalıkta koşturmayı çok severdim. Kız erkek fark etmezdi. Zaten oynadığımız oyunlar içinde cinsiyet farkına gerek yoktu. Saklambaç, yakan top, seksek...Bi dansa davette ayrılırdık. Onda da zaten kız erkek fark etmez dans teklifi etme sırası sana mutlaka geliyor. Gerçi şu var erkeklerle daha iyi anlaşıyordum. Kızlar çabuk ağlayıp, çabuk küsüyorlardı..

4. Genelde yabancı müzik mi dinlersin? Müzik tarzın nedir? Dans etmeyi sever misin? Bacağını 180 derece ayırarak oturabiliyor musun?
Türk müziği pek dinlemem. Ancak eski falan olcak. Yani şuam çıkan albümdür sanatçıdır bilmem etmem. Müzik tarzım nedir derseniz belli bir tarzım yok. En sevdiğim müzisyen Bach, Edith Piaf hayranıyım, Beatles delisiyim, Coldplay, Kasabian, Metallica, Marron5, Lana Del Rey ve daha fazlası… Kulağıma hoş gelsin seviyim yeter.
Dans etmeyi çook severim. Salsa öğreniyorum şu sıralar ve öğrenirken deli eğleniyorum. Hem Türkiye de yaşayıp insan nasıl sevmez ki dans etmeyi. Bir sürü yöre var. Her yerden insan. Lisede payduşkadan, kasaba kadar öğrendim, arkadaşlarım sağolsun.
En son bacağımı 180 derece açtığımda çocuktum. Ondan beri denemişliğim yok.  En yakın düşüp 120 ye varan bi açı değerim var tahminen =)

5. Fantezilerin var mı? 
Dondan sonraki kaçma isteği uyandıran bir diğer soru. Millet benim fantezimi ne yapsın. Mimin genel yapısından uzaklara çekersem, son model ıssız bir adaya bikaç arkadaş, bolca kitap, 3+1 ev kadar yiyecek, bi kaç koli nutella, 20 yıl kadar yetecek kadar film ile bıraksalar çok hoş olurdu hani. Tabi bi helikopter, yakıt, bide pilot yanıma alacağım üç şey olarak gelmeli. İnsanın ne zaman canı sıkılacağı belli olmaz.

6. X'ten Next olur mu? Sevgili ile arkadaş kalınabilir mi?
Nasıl ayrıldığına, ayrılık sebebine, yaşanmışlıklara daha bir sürü koşula bağlı. Hem

7. Pisuvar takıntınız var mı? Beden eğitimi dersleriyle aranız nasıl? 
En son hatırladığım ben pisuvar kullanmıyorum. Fizyolojik sebepler imkan vermiyor. Zaten pisuvar deyince erkekler tuvaletinde kitli kalışım aklıma geliyor. Hiç hoş değil hani.
Hoca sırayla iki elimiz üzerinde takla attırmadığı sürece iyiydi. Onu bi türlü beceremedim ben.

8. Sizce eşcinseller narsist midir? 
Eşcinsel olan arkadaşlarımda narsist olanı görmedim ben. Hem neden eşcinsel diye narsist olsun ki. Hem ben narsist insan sevmem. Ne o öyle hep BEN BEN BEN.

9. Bir harem kur deseler haremine alacağın tek kişi? 
Tek kişi seçiyorsam niye harem diyorum?

10. Kimi mimlemek istersiniz?


       Mezun  var. Benim küçük, ne zaman büyüdüğünü anlamadığım kardeşim bugün mezun oldu. Biliyorum karneyi alınca mezun oluyorsun ama kep töreninden sonra duygularım coştu desem yeridir. Benim küçük Şaşkın Ördekim liseden mezun oldu. Nasıl gururlandım, nasıl sevindim anlatamam. 


      O küçükken cılız bedeniyle kendinden büyük çocuklara kafa tutan kardeşim. Sonra “Abla sen şişkosun, benden uzunsun korkutursun onları. “ diye koştur koştur yanıma gelen küçük erkeğim. Onun yüzünden benden büyük şişko bi çocuktan dayak yemişliğim olan kardeşim. Onu korumak için sürekli birileriyle kavga ettiğim kardeşim.  


      Babaanneme dereden toplayıp su şişesine koyduğu kurbağa larvarını “balık tuttum babaanne ben İstanbul`a gidicem ama sen bak büyüt. Dönünce birlikte yiyelim lütfen” diyen masum küçüğüm. Babaannemin kedilerini kucaklayıp, beni kovalayan, korkup ağladığımda bi daha yapmacığına söz verip sarılan, sonra yine yine yapan kardeşim. Ata nal takarken ata vuruyolar diye dedeme kafa tutan kardeşim. 


      En sevdiği pembe rengin kızlar için olduğunu okulda söylediklerinde karşıma geçip “Artık mavi en sevdiğin renk olamaz erkek rengiymiş o. Annem bize söylememiş. Bende artık pembe sevemem kız rengi.”  diye iş adamı ciddiyetiyle konuşma yapan kardeşim. Okula başladığında sürekli okuldan kaçıp, “çok sıkıcı, sürekli oturmak zorundaymışız, anne beni gönderme söz bi daha yaramazlık yapmam” diyen okul düşmanı kardeşim. Herkesin ilk aşkı yaşıtları olurken komşumuza aşık olan, kocasına biraz daha büyüyünce onu elinden alacağını söyleyen küçük çapkınım. Satrancı öğrendikten sonra bi türlü yenemediğim kardeşim


      Elinde üç yavru kediyle gelip bizimkileri ikna eden, balıklarını çocuklarım diye seven kardeşim. Bisikletten düşüp, kafasından yaralandığında hayatımın en korkunç anını yaşatan kardeşim. Hastaneye götürürken bana bişey olmayacak abla diye söz veren o haldeyken beni düşünen kardeşim. En kötü günlerimde bi dakka yanımdan ayrılmayan kardeşim. 


      Şakır şakır Almanca konuşup İngilizceyi bi türlü beceremeyen kardeşim. Din dersinden zar zor geçen kardeşim. Ertesi gün ki sınava çalışmak yerine satranç oynayan kardeşim. Seçmeli dersini çöp adam çizemezken ablam yapar nasıl olsa diye resim seçen kardeşim. İngilizce ve dinden kopya çekip gelip anneme anlatan kardeşim. Tiyatro sahnesindeyken gözümde Charlie Chaplin`den daha iyi oyuncu olan kardeşim. Basketbol ve valeybol maçlarında tezahürat yapmaktan günlerce karga sesle dolaşmama sebep kardeşim. Benim beceremediğim programlama dilini bir haftada çözüp nispet yapan kardeşim. Karnesini her seferinde küçücük katlayıp arka cebine sokuşturan ama sonunda okulu üçüncülükle bitiren kardeşim.


      Küçüklüğünden beri kitap okumayı sevsin diye, ödül yöntemini denediğimiz, her çeşit kitabı önüne koyduğum en sonunda tarih kitaplarına merak salan kardeşim. Tesla hayranı olan,  belgesel izlemeyi ablalarıyla seven ve bizi deli güldüren kardeşim. Kız kardeşim okul için şehirden ayrıldığında beni eğlendirmek için şebeklik yapan kardeşim. Kemanımı eline alıp saatlerce kulaklarımıza iş gence yapan kardeşim. Evde ki tüm çikolata stokunu hızlıca tüketen, yerine dondurma getiren kardeşim. Yaptığım ilk yemeği daha ilk okuldayken bana öğreten kardeşim. Yaptığım keke kurabiyeye bir sürü af edip şımarma diye bunlar bahanesi sunan iltifat özürlü kardeşim. 


        Aşık oldum diye gelen, etrafa mutluluk saçan, sonra başkasıyla karşıma geçen ayran gönüllü kardeşim. Aşk acısı çekerken dinleyip, beni görüyorsun erkeklere nasıl güveniyorsun anlamıyorum diye söylenen kardeşim. Sinirlendiğinde beni siniri geçene kadar gıdıklayan,  kardeşimle bana basketbol topu muamelesi yapıp, evin içinde ordan orya kucağında gezdirip yere bırakmayla tehdit eden kardeşim. Küçük çocukları başından savmak için o meşhur Saw filminin sesiyle konuşan, sınava hazırlandığı şu yılda bile ihtiyacı olan çocuklara gönüllü ders veren altın kalpli kardeşim benim.


      Nefret ettiğim pekmeze karşılık nefret ettiği peyniri yiyen kardeşim. Dünyaları yiyip, nutella`yı kaşık kaşık yiyip kilo almadığı için beni delirten kardeşim. Kışın üşüyen ayaklarımı ısıtan kardeşim. Benim o sakar şaşkın hallerimle boyna dalga geçen, tüm iğrenç hatıralarımı anlatıp beni rezil eden, yılda üç kez onu öldürmek için ciddi cinayet planları yaptığım, kız kardeşimle aralarında anlamadığım bir dilde iletişim kuran kardeşim. O benim gözümde hiç büyümeyen kardeşim. O benim canım.


       Çok şanslıyım ki iki tane muhteşem kardeşe sahibim. Dünyada her şeyden herkesten çok sevdiğim iki kardeş. Kerata nasıl büyüdü anlamadım. Zaten üçümüzün arasında ikişer yaş varken oldukça zor. Birlikte büyüdük, bazen annemi delirttik, bazen melek gibi babamı bile. Ama bu akşam hepimiz onunla. Hayat bir sürü güzellik versin kardeşim sana. Hep mutlu ol. İnsanlara hep güzellikler ver güzellikler al. Benim Şaşkın Ördekime.. Senin tabirinle artık Koca Ördekime….



Sevgili Deep çok güzel mimler yapmış. Yapmayan herkesi de etiketlemiş. Yine tüm muhteşemliğiyle  de haber verdi. Görünce dayanamadım bende yaptım. Beyaz Gemi`de beni mimlemiş dolaşırken fark ettim. İkisine de çoook teşekkürler.


MİM 1: MOR MİM
1.Hayatında en çok sevdiğin yön nedir?
      Çok konuşup her şeyi anlatıyor gibi dursamda, aslında her şeyimi kendime saklamam.
2.Sen hiç yağmurun altında ağladın mı? 
      Yağmurla daha yeni aramı düzelttim, daha zamanı var.
3.Diyelim ki sana üç dilek hakkı tanındı. Ama sadece insanları değiştirebileceksin. Neleri, kimleri ya da hangi özellikleri değiştirirdin?
      İnsana dair üç şeyi değiştirirdim.
      Bir öldürme isteğini,
      İki paraya duydukları büyük taparcasına olan sevgilerini,
      Son olarak da  iki yüzlülüklerini
4. Sen hiç yaz yağmurunda denize girdin mi?
      Girdim hem de bi kaç kez. Yağmur çıkınca etrafta kimse kalmıyor. Sanki deniz seninmiş gibi oluyor. İşte en çokta onun için yağmurda denize girilir.
5.Yaşadığın en gülünç durum nedir?
     Hangisinden bahsediyim. Hoşlandığım çocuğun peşinde koştururken yırtılan pantolonumdan mı? Yoksa sonrasında  bi erkek arkadaşımın pantolonunu giymemden mi? Yada durun oturduğum yerde saçımı otobüs kapısına sıkıştırmayı başarmamdan bahsediyim.
6. Kendine ünlüler dünyasından bir eş ya da sevgili seçebilseydin, kimi seçerdin? 
      Jude Law`ı kollarımda,Tim Burton`ı da  arkadaş olarak istesem olmaz mı?
7. Hayatın bir film olsa, hangi aktör veya artist oynasın isterdin?
      Marion Cotillard
8. Sen hiç halka açık bir alanda kimsenin ne düşündüğünü umursamadan ağladın mı?
      Ağlamak pek benim tarzım değil.
9. Süperman mi Batman mi? 
      Spiderman`in başına bişey mi gelmiş ki?
10.Çocukken hepimiz bir nesneyi ya da olayı başka bir şey zannederdik, mesela Eyfel Kulesi’ni elektrik direği sanmak gibi. Senin böyle ilginç düşüncelerin var mıydı? 
      Büyüyce babamla evlenebileceğimi zannediyordum İlk aşkım nede olsa…
11. Sence hayatın anlamı nedir?
      Üzerinde henüz düşünüyorum.


MİM 2 : HANGİSİ MİMİ
1)Arkadaşınız saçlarını boyatmış, hiç yakışmamış.”Nasıl olmuş” diye sorunca ne dersiniz?
        Sormasa olmaz mı? Kıvıramıyorum bu soruyu. Öyle bi beğenmiş gibi yapıyorum ki, bi dahakine de aynı renge boyatmaya kalkıyor.
2)Evinizde hangisi olsun istersiniz? 
        Banyo da asılı Gustav Klimt tablosu.
3)İntikam –soğuk yenen bir yemektir-tatlıdır-gereklidir-gereksizdir-diğer (açıklayınız)
        Beklemek için fazla uygun, harekete geçmek için fazla tembelim.
4)Ülkeyi kötülerden temizlemek için hangisi olmak isterdiniz? 
       23 nisanda koltuğa oturan çocuk.



      Bugün boş bir sınav kağıdını hocanın ellerine teslim ettim. Günlerdir çalıştım bide benlik olmayan bişey yapıp sabahladım hem de üç gece aynı ders için. Sonunda anladım bu ders çalışma olayı bana göre değil. Adam üşenmemiş o harf yığınlarının içinden çekip çekip harf sormuş. Ağ ağ olalı böyle soru görmedi. İnternetten nefret ettim. Ya kablo türlerinin hepsini ezberlemek ne demek. Bulan adam unuttu adını. 


       Neyse öfke kusma seansımı kapatırsam mevzu şu ki yine yaramazlık yaptım. Herkes on dakikada verdi çıktı ben on beş dakika bekledim gözetmen “Niye çıkmıyorsun, arkadaşlarını yalnız bırakma”dedi , “Soruları ezberliyorum” dedim ama yalan. 4 sayfa sorunun hesap kısmını kod kısmını ezber kısmını mı ezberleyeceğim. Zaten o kadar iyi olsam doldurup veririm.  Benim çıkmama sebebim karıştırdığım haltlar. Sınavın altın kuralı tel kapalı olacak. Adam bu konuda baya sert. Peki ben ne yaptım. Telefonumu kapatmadım ve sınav kağıdını güzelce çektim. Bunu ilk defa yapan değilim ama o adam içi ilk. Tabi bunu gelip hemen burda ötüp, suçtan arınma seansı yaşıyorum. Zaten tüm suçlarımı da buradan itiraf etmiyor muyum?  En azından zararsızları.


       Annem iki haftada beş kilo birden verip diyetisyene götürmüştü. Dengeli beslenirsem sorun olmayacağını eski haline rayına oturur dedi. Ama nerde dengeli beslenme nerde ben. Annemde tabi bu konuda takıntılı. Sağlıklı beslenme diye dolanı duruyor. Eve ne margarin ne kola girer. Annemin tek sağlıksız alışkanlığı jelibon. Diyorum azıcık büyü kaç yaşına geldin ama nerdeee. Büyüyemedi gitti bi türlü. İşte ben böyle hızlı zayıflayınca hatun korktu sağlıklı beslen baskıları iyice arttı. Bi kere sağlıklı şeyler yemeye çalışsam da beslenme kısmı olmuyor. Sağlıklı diye tek seferde dünyaları yememek lazım. Ama ben acıkınca gözüm dönem bi tipim de okul kurs derken arada vaktim kalmıyor atlıyorum yemek yemeyi. Bu da zamanla alışkanlık yaptı. Geçen kahvaltı yapmadığımı hatırladığımda saat dörttü. Ama proje çalışmam bitmişti. Tabi bu annemin gözünde bu kız bişeyler yemiyor demek. Halbu ki bilse geceleri götürdüklerimi, yemek uğruna çevirdiğim dolapları. 


      Şuan ki evimize iki yıl önce taşındık. Öncekinde küçükken tüm sokağı tanırdım. Sonra herkes dağıldı, komşumu tanımıyor olmuşum. Bizde taşınalım değişiklik dedik taşındık. Yine kimseyi tanımıyoruz falan ama bi anda tüm apartman can ciğer kuzu sarma olmuşuz. Bir komşumuz var hamile. Ve onunla yaptığım küçük anlaşmada çevirdiğim dolap. Şimdi canım bişey istediğinde hemen ona söylüyorum. Neden mi hamile diye her istediği anında yapılıyor. Artık o kadar bütün olduk ki canımız ne istiyor diye düşünüyoruz. Sonra gelsin kekler gitsin börekler. O kadar ki evde yoksam birer tane bana ayırıp eve gelmemi bekliyor veriyim da yesin diye. Ben bunları hesaplarken de annem diyetisyene giden benim zayıflayan bu kız diye düşünüp duruyor. Ama benim kadar koşsa o da verir ya neyse. Boşuna kaç kilometre koştum diye hesaplamıyorum. O kadar kek börek yiyip oturursam küçük bir top olurum. Gerçi anneme yakalanmamış olsaydık o revaniyi de mideye indirirdik ya neyse. Benim canım çok çekmişti…





         Yağmurun bende hiç güzel hatırası yok. Hep kötü şeylerle hatırlıyorum. Yağmur yüzünden kötü bişeyler gelmiştir başıma ondan. Ya da başıma gelen kötü şeyler sırasında yağmur yağmış olmasından kaynaklanan bi mantık. Her neyse işte. Büyüdükçe sevemez oldum. Diğer insanlara romantik gelirken ben bir tek evdeysem sevdim. O da oturup izleme moduna geçme olayı olmadan. Yağıyo mu iyi yağsın bana ne?


          Geçen cuma uzun bi zamandan sonra ilk defa yağmuru izledim. Ofiste kızlarla deva dedikodusu yaparken birden yağmur yağmaya başladı. O kadar uzun zaman olmuş ki yağmur izlemeyeli. Değişik geldi, güzel geldi. Sonra bana bu Yağmura ilk defa karşılaşan bücürüğü izlettiler. Sosyal medyayla olan alakamda anlaşılmış oldu. Bi ben kalmışım izlememiş. Ama iyi ki o gün o yağmur yağarken izlemişim o videoyu. Çünkü onun gülücükler saçıp, çığlık atıp ellerini açarak yağmurda ıslanması bana cesaret verdi. O kadar küçük, keşfetmeye açık, korkusuz ve muşumdu ki muhteşemlikten bi parça gibi geldi. Ve bana cesaret verdi.  Yağmurla barışmak için cesaret. Gecenin bi vakti yağmur sesiyle uyandım sonra. Ve aklıma o küçük kız geldi. Üzerime bi hırka geçirdim kardeşimi dürtükleyip uyandırdım kalk gidiyoruz dedim. “İşin gücün mü yok deprem  mi oldu yoksa” falan diye uyku sersemliğiyle soru sorup durdu ama sonunda yatağından kalktı. Yavaşça kapıyı açıp aşağı indik. Yağmura çıktım kafamı gökyüzüne kaldırdım ve tenimde yağmuru hissettim. Sadece bu. Huzurdu, uzlaşmaydı, korkusuzluk, cesaretti.  Sonra bizimki dırdır “deli misin divane misin annem duyarsa yandık kızım gidiyoruz. Hasta olucam sınavlardan yırtıcam sanıyorsan telafi yok bütün var hatırlatim. Çok istiyosan ıslanmak duşun altına gir” diyince öküzlüğünü belli etti ve benim içime de öküzü kaçırdı. Hızlıca eve çıktık, tabi ben donuna kadar ıslanmışın canlı örneği.  Niye çıktım ne gerek vardı ki hasta olcam diye söylendim durdum.


       Niye mi yazdım. Ders çalışmaktan bunaldım ve kaçıcak delikler arayıp duruyorum. Bi de baktım yağmur sesi. Yine bi delilik yapim diye düşünmedim değil. Ama hasta olma olayını sevmiyorum. Dinlemek  uzaktan bakmak güzel. Belki birazda teninde hissedip ıslanmakta ya neyse. Bu arada anneme gece yakalanmadık ama sabah bunları nasıl ıslatmayı başardı konuş çabuk diyince itiraf ve ardından bi çemkirme sesi duydum ben.


Sevgili Deep bana ödül vermiş. Evin tembelinin ilk ödülü. Uzun bi teşekkür konuşması hazırlamıştım ama sonra üşendim =) Deep teşekkürler seni seviyorum.
Çok fazla bu ara ne yorum yapabiliyorum nede okuyabiliyorum blogları. O yüzden bi hafıza yoklaması yapmak zorunda kaldım. Zaten Deep bana bi parça blog bırakmamış. O yüzden listem kısa. Ama yinede tekrar yazılmış olan varsa e ne mutlu onlara =)

PARONOYAK SATIRLAR
(gizli gizli okuyup gülüyorum)

KİRAZ ÇİÇEĞİ
(son başına gelenden sonra sesli güldüm)

KAFA DERGİ
(böyle cinayet romanı görmedim ben =) )

BİR GARİP ŞEYMA
(YORUM YOK =) )

KÜÇÜK HANIMIN GÜNCESİ
(yazmıyor  bu ara kpss falan )

KIRMIZIÇERÇEVE
(canım ki o benim)

SADECE BEN
(azıcık farklı bi kafa )


bitti=)