Merhabalar. Tembelliğime birde meşguliyetim eklenince bu aralar blogla doğru düzgün ilgilenemez oldum.  Bi kaç gün önce beni mimleyen deeptone, Dördüncü Tekil Şahıs ve Bir Delinin PembeDefterine ilk önce çook çok teşekkür ediyorum. Sonrada bu kadar geç kaldığım için çok özür diliyorum. Fikri ortaya atan deeptone ayrıca çok teşekkür ediyorum. Sayesinde yeni yeni bloglar keşfettim =) Son dönemlerde doğru düzgün blog okuyamıyorum da, okusam da yorum yazamıyorum. Bu yüzden beni takip edip yorum yazan arkadaşlara ayrıca teşekkür ediyorum. Benim çeşitli sebeplerden ilgisizliğime rağmen hala yanımda olup okudukları için =)
Takip ettiğim bloglara gelirsek severek takip ettiğim bi çok blog var. Ama deeptone`u keşfettiğim günden beri okumadığım yazılarını biriktirip biriktirip okuyorum. Kaldı ki Dördüncü Tekil Şahıs ve Bir Delinin Pembe Defteri`ni de.

Bugün kendim için bişey yaptım. Zamansızlıktan yoğunluktan hem şikayetçiydim hem de memnun. Dersimin erken bittiği tek gün Çarşamba. Bende arkadaşlarımla uzun zamandır gitme istediğimiz yere sonunda gittim. Eve gidip uyumakla gitmek arasındaki savaşı sergi kazandı. Yazmaya üşenirdim ama bundan bahsetmeden geçersem sergiye katılmamın hiçbir anlamı olmadığını düşündüğüm için yazıyorum.


Karanlıkta Diyalog sergisi dünya üzerinde 130 ülkede gerçekleşmiş ülkemizde de Dialogue In The Dark Istanbul (Karanlıkta Diyalog)adıyla bizlerle buluşuyor. Sergi Gayrettepe metrosunda. Tam olarak da metronun içinde yer alıyor. Serginin olayıysa şu; zifiri karanlık bir parkur. Bu parkurda dolaşırken size görme engelli bir rehber eşlik ediyor. Hiç bişey göremiyorsunuz. Elinizde görme engelli arkadaşlarımızın kullandığı baston dışında hiç bişey yok. Görme duyunuz dışında kalan duyularınızı kullanmak zorundasınız en çokta duyma duyunuzu.  

Generali Sigorta’nın reklamlarını bir süredir izliyordum. Önce eğlenceli olması dikkatimi çekti, sonra bir arkadaşım aracı için bildiğim iyi bir sigorta var mı diye sorunca aklıma geldi Generali Ali diye:) Reklamları aklımda kalmış demek ki… Üşenmedim gittim sizin için aradım.

Zorunlu Trafik Sigortası veya kasko için Generali’nin 7/24 Özel Sigorta Danışmanlığı hattı 0850 555 55 55’i veya generali.com.tr den 1 dakikada teklif alabiliyorsunuz. Generali Sigorta müşterisi olmasanız dahi bir kez teklif alırsanız size kişisel sigorta danışmanı atıyorlar. Bilgi alan kişi her aradığında, karşısında aynı danışmanı buluyor. Böylece müşteriler sorunlarını her defasında baştan anlatmak zorunda kalmıyor ve telefonda uzun uzun beklemeden işlerini kolayca halledebiliyor. Bildiğiniz size özel bir sigortacınız oluyor:)

Bu arada Generali 1831 yılında İtalya’da kurulmuş ve 150 yıldır Türkiye’de faaliyet gösteriyormuş. Tüm dünyada 65 milyonu aşkın müşterisi varmış. Bir sigorta şirketi için oldukça güvenilirler yani.

Bugünlerde Zorunlu Trafik Sigortasında %70’e varan indirimleri varmış. Eğer yakın zamanda zorunlu trafik veya kasko sigortası yaptıracaksanız Generali’den teklif almadan yaptırmayın derim. Teklifler kişiye ve arabaya özel yapıldığı için indirimler de kişiden kişiye farklılık gösteriyor. Bu yüzden teklif alırken yaşınız, arabanızın yakıt türü gibi etmenler de önemli oluyor.

Hemen teklif alıp indirim kazanmak isterseniz, 31 Mart’a kadar generali.com.tr yi ziyaret edin.

1 Dakikada Teklif Almak için Tıklayın.

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.


           Çok çok uzun zaman önce okuduğum bi kitaptı. Yazma sebebimse yukarıdaki animasyon. Bir anda ilham verdi. Çünkü kitapta buna benzer bi durum söz konusudur. Ama bunun yanı sıra kitapta Avrupa`nın o dönemki siyasi durumunun izlerini görmekte mümkündür. Yazarın içinde bulunduğu ruhsal durumun izlerine kitapta rastlamak mümkündür. Bunun yanı sıra ikinci dünya savaşı sırasında Nazi`lerin zorlu psikolojik baskılarına maruz kalan bir insanın yıkıntıdan sonraki hali mevcuttur. Yazar bu hali oldukça usta bir kalemle ele almış, her sayfa çevirişte şimdi ne olacak, başından neler geçmiş dedirtiyor.


         Kitap New York`tan Buenos Aires'e giden bir gemiye binen kahramanımızın ağzından anlatılıyor. Gemide can sıkıntısıyla geçen uzun yolculuk sırsında, satranç şampiyonu Mirko Czentovic'le yolcuların arasında yapılan satranç turnuvasıyla başlar. Tek tek yenilmeye doyamayan grup sonunda birlik olup ona karşı hep birlikte oynamaya başlarlar. Kalabalığı uzaktan izleyen bir adam olaya dahil olunca durum benim bahsettiğim boyuta taşındı.


En kötüsüde ne biliyor musunuz? O hiç aynanın karşısına geçip, kırışıklıklarına bakıp, "Yaşlanmışım be abi" diyemeyecek.
Bir daha güneşi teninde hissedemeyecek.
Karanlıkta korkunca annesine koşamayıp,tek başına mücadele etmek zorunda kalacak.
Küçük bedeni koca dünyaya sığdıramadılar.



       Etrafınızda bildiğiniz sahte evlilik yapmak isteyen zengin yakışıklı adam var mı? Hayır yanında üzerine iki kat puan hesabı bide aşkı iliştiriveriyorlar. Zaten kitabın adı Aşk İkinci Şans değil Aşka Şans Ver olsa daha mantıklı olurmuş. Bu arada edebiyatta mantık aranıyor muydu? Biliyorum saçmalıyorum ama tek sebebi kıskançlık. Çünkü ben şu ara Palavra Palavra Plavra modundayım…


       İlk Öpücüğün Büyüsü`nün o tahmin edilebilirliğini o kadar çok sevmiştim ki. Yüz bölümlük Türk dizisi, beş yüz bölümlük pembe dizisi izlemiş gibiydim. Sürprizi yok ama eğlencesi var. Yazarın dilinin farklılığı ve diyaloglardaki zekice esprileriyle beni okumaya teşvik etti.


         İtalyan erkelerinin sevmeyen kadın var mı bilmiyorum. Ama ben bayılıyorum. İlk kitap İlk Öpücüğün Büyüsü`nde Nick`i kıskançlıktan kudurtan erkek Michael`ı sizlere sunmaktan gurur duyarım. Alexa ilk kitapta en yakın arkadaşı ve Nick`i kız kardeşi  Maggie ve Michael`ı birbirin e yakıştırmıştı. Hatta bununla kalmayıp görücü usulü birde randevuya çıkmaları için zorlamıştı. İşte o yemektene olduysa oldu ve Maggie bu adama fena halde kafaya taktı. Ama iyi mana da değil. O yemek sonrası adama fena halde gıcık oldu. Sebebiyse Michael`in Alexa`ya aşık olduğunu düşünmesi. Abisi ve en yakın arkadaşının arasından girmesinden korktuğu içinde Michael `a sürekli kötü davrandı.


        Merhabalar… İlk defa merhaba diyerek başlıyorum. Sebebimse benden bahsedeceğim biraz. Blogla ilgilenemediğimin farkındayım ve  bu bende bir vicdan sızlamasına sebep oluyor. Aslında okumaya devam da ediyorum ama yazmaya fırsat bi türlü bulamıyorum. Sebep fazla ders, iş, kurslar… Tabi son bir iki haftadır boyna sızıp kaldığımdan bahsetmiyorum bile. Kitabıyla şömine başında sızan teyzeler gibiyim. 


       Ders çalışmayı sevmediğimi cümle alem bilir. Geçen dönem üç büt beklerken bir büte girdim kaldım. Şimdiyse ortalama yükseltmek için aldığım dersim, bir olması gereken seçmeli dersimde iki. Sırf meraktan seçmeli ders alıp vizeye finale girmek zorunda olup, ödev yapmazsa dersten atılıcak öğrenci kaşınızda. Dersi gözüm kesmediği için almaktan vaz geçtim ama aklım onda kaldı diye hocadan rica ettim. Sonuç bende baş kaşıyacak vakit kalmadı.