Yine Pucca, yine ben, yine kahkaha, yine gözlerin dolması. Galiba Pucca`yı okuyup tek gözleri dolan mal benim. Hem gülmekten hem üzüldüğüm için. Bu acıma hissinden dolayı falanda değil. Bi şeyler içimde tanıdık geliyor. Farklı durumlar aynı his gibi. Yoksa annem ne beni terk etti nede sevsem mi nefret mi etsem bilemiyorum. Ama bi şeyler Pucca`da farklı işliyor. Beynim sanki o kitap sadece bana özel yazılmış, karşıma geçmiş başına gelenleri anlatıyor gibime geliyor.


       İlk depresyon halindeyken alıp iki kitabı hızlıca tüketmiştim. Üçüncü kitabı o kadar çok bekleyip Ankaralı öküzüne o kadar çok  kızmıştım ki… Ama yine dayanamayıp şu görme engelliler için sesli kitap olayında istediğin kitabı seç dediklerinde ilk tercihim Pucca oldu. O daracık odada sanki o satırları ben yazmışım gibi resmen ruhumu katarak okudum. Ağız dolusu küfür ettim, kendimi tutamadım güldüm… Ve sonunda Ceri ile hikayesini okuyabildim.


        Ve Geri Kalan Herşey`de Ceri`nin ortaya çıkması itibariyle Ceri taraftarı oldum birden. Pucca`nın haksız olduğunu bilsem bile ama bu Ceri modundayım. Çünkü o göt heriflerden daha çok seviyor gibime geliyor. Sinirli, bazen de öküz olsa da bence bu kızı harbiden seviyor. Ceri`ye dair sinir olduğum tek şey şu yaş olayını kafaya fena halde takması. “Anladık kızdan büyüksün de zorlasak bile babası olacak yaşta değilsin fazla abartmıyor musun?” diyesim geliyor.

    Kötü karakter çekiciliği diye bişey var. Ben öyle iyi insan daha doğrusu iyi olan erkek karakter sevmiyorum yaa. Böyle iyi kalpli olunca, kadını çok düşününce gözüme pek bi ezik, pek bi sümsük gözüküyor. Tabi seri katilde istemiyorum. Gerçi Klaus katilin teki ama sonuçta vampir adam öldürmeyip ne yapsın, aç mı kalsın?


      Şimdi  The Vampire Diaries`ı duymayan yoktur. 3 5 sezondur ekranlarda. Bende oturup adam akıllı izlemiş değilim ama yazları tekrarlarında baştan sondan ortadan yakalayıp izlemişliğim var. O yüzden olaylara çok yabancı değilim. Diziye dair söylenebilecek şeyler Salvator kardeşler çok seksi ama Stephan sümsüğün teki. Gerçi kanın tadına baktıktan sonra daha bi hoş olmuştu ya neyse. Elena derseniz ilk defa hiçbir kıskançlık duymadan bi karaktere bu kadar uyuz oluyorum. Ben böyle avam Kezban karakter görmedim. Tabi hatunun taş gibi olduğunu fiziğini deli gibi kıskandığımı kesinlikle belli etmeye niyetim yok.

       Tüyaptan aldım ve vize haftam biter bitmez kulemi okumaya başladım. İlk tercihimdi. Sebeplerine gelirsek kapağı çok iyi yaa. Kırmızının tonu, kadının elbisesi, saçı başı her şeyi. Kapağa aşık oldum ben kesinlikle. Ve kadın karakterin tipiyle de kapak çok uygun, cuk oturmuş.


        Gelelim kitaba. Kitap öyle hızlı bi giriş yaptı ki, “wuhuuu harika bi şey geliyor” dedim. Kitap ilk sayfa ile olaya daldı. Kadın karakter Sarah Hamilton Amerika’dan babasın ölümü üzerine kalkıp lordların cirit attığı İngiltere`ye geliyor. Babası ölmeden önce son nefesini vermeden aklına kızını düşünmek gelmiş. Ölünün arkasından böyle konuşulmaz ama adam hayatı boyunca kızını hiç düşünmemiş. Ölürken düşüneceği tutmuş ve abisi Westbrook Kontu`nun yanına gideceğine dair söz verdiriyor. 

Ne zaman D&R da dolaşsam itiraf ediyorum erotik kitap bölümüne de göz atıyorum. Lulu ısrarla karşıma çıkıyordu ve sonunda aldım. Toplumun nasıl olduğu bilindiği için bunu alırken yanımda utanıp sıkılıcak kimseyi getirmedim tek başıma aldım çıktım. Kapak falan bişey değil zaten. Arka kapakta da konu şöyle böyle verilmiş ki şahin göz değil millet on metre ilerden görsün. İnsan yaşamın her sürecini konuşmak bana doğal gelirken toplumun her kesiminde aynı karşılanmıyor durumlar. Ayıp diye kapatılıyor. Leylek hikayesi bi şekilde çocuklara yedirilmeye çalışılıyor. Ben bu hikayeyi yemeyince annemin nasıl paniğe kapıldığını hala hatırlıyorum. Sonunda annemin kankası baban annenin karnına yumurta koydu o yüzden karnımız şişiyo siz doğuyorsunuz demişti. Çünkü onunda o ara karnı burnundaydı. Yumurta mantığıma çok yatmasa da  leylekten daha çok tatmin etmişti. Gerçi yumurta nasıl karnına giriyor diye az kafa patlatmadım değil. Şimdilerdeyse yumurtadan hiç haz etmiyorum. Sebep hikaye değil. Haşlanmış yumurtanın içinden civciv falan çıkar diye fana korkuyorum.


       

       Hasta olduğumu söylemiştim dimi. İşte bu iyileşme evresinde bi yazarla tanıştım. Öyle nette beyaz dizi vs. bakarken sık sık Fatih Murat Arsal kitaplarına rastlıyordum. Kitap tanıtımıdır, paylaşımıdır vs. ben Türk yazarlardan hala yaşayanları çok okumam yani bi elin parmaklarını geçmez. Şunu iki el yapsak daha iyi olur sanırım. 


     Ben Türk yazar okumam, şimdi entel entel aşk yazmıştır, yukardan yukardan atmıştır, betimlemeye, psikolojiye, kişisel gelişime bağlamıştır diye düşündüm. Ya bizim yerli yazarlarla derdim yokta lisedeki zorunlu eserler yüzünden sevdiğim üstat yazarlardan bile soğudum. Yani anlayacağınız benimki tamamen önyargı.



       Sınavlardan nefret ettiğimi söylemiş miydim? Ya da hasta olmaktan. Ya da kıştan.. Hepsi tek başına aylarca sürebilecek depresyon sebebi. Üzerine bide laptopumu kız kardeşime kaptırınca masa üstüyle başbaşa kaldım. İki koca hafta tablet elime japonla yapıştırılmış gibi gezdim. Masaya otur pozisyon al ve bilgisayarı kullan. Bilgisayara aldım o da bildiğiniz bozuk çıktı. Dünyanın parasını ver o da bozuk çıksın iyi mi? Değiştirme telaşı yaşa. Üzerine bide aldıktan üç gün sonra sınavlarının olması. Tek satır bilmeden php sınavına girmem. Ve hazin sonum bildiğiniz koca bi sıfır.


        Tabi bide vize öncesi bir hafta okula gidemedim. Hastalıktan gebermek ne demek işte o z aman öğrendim. Dört gün boyu bilinçsizce uyudum. Kendime geldiğimde de boğazlarıma birisi işkence yapıyordu resmen. Hastalığın güzel kısmıysa iyileşme döneminde film ve kitabın dibine vurmam. Tabi üşengeç ben tek satır yazmadım.


      Aşk hayatımın kurak geçtiği dönemde filizlenen canlı parçasına işkence yapılmasına ne demeli peki. Koca şehir yaa. Koskoca şehir. Birini aklımdan geçiriyorum ve iki yıldır narkoz yemiş kalbim insani duygulardan hoşlanma belirtisiyle kendine geliyor ve bam. Olmadık yerde olmadık bi zamanda karşına geçmişten öküz çıkıyor. Adam resmen platonik kaderim ya. Evren benle dalga geçiyor. Can sıkıntısını benimle gideriyor. Beynimde başkasını geçirmem bile adamı bana çekiyor. Gerçi onun umurunda bile değilim ama karşıma çıkıp aklımı bulandırmak zorunda mı? Fazla sadistçe değil mi?


       E bide tüyap geldi geçti. Ayağa kalkar kalkmaz soluğu orada aldım. Fiyatlar bazı yayın evlerinde iyi bazıları her zamanki gibiydi işte. Fuardır ucuz kitabın dibidir diyemicem. Çünkü alırken ucuza aldım hehehe diyordum ama eve gelip netten hesaplayınca hemen hemen aynı para. Bi kargo bekleme sıkıntım olmadı. Onun yerine tıkış tıkış metrobüs ve ağır yüküm oldu. 


       Tüyap`ın en iyi yanıysa hastayken Asude  ve Fatih Murat Arsal kitaplarına rastlamamdı. Netten hikaye yazarken koca koca kitaplar yazıp sonunda yayınlatmayı başarmışlar. İşte Tüyap`a gittiğim günde imza günleri olunca kitabı alıp imzalatabildim. Asude cidden çok harikanımsı bi insandı. Sınavlarım yüzünden hızlıca alıp çıkmam gerekiyordu. Ama sağ olsun kendisi geldikten sonra beni kırmayıp hemen kitabımı imzaladı. Ve o gelene kadarda çok şeker insanlarla tanıştım sırada. Dip not vermem gerekirse bu benim imzalattığım ilk kitap. Hiç böyle şeylerle uğraşmayan ben nette yayınlanan hikayelerine ve Facebook`daki sıcak tavırlarına bildiğiniz tav oldum.


        Artık kime ne yaptım bilmiyorum ama fena halde beddua etmiş bana. Tüm yıl hasta gezdim. Neye elime atsam sonu boka sardı. Yaa bankada iki saat beklenir mi ben bekledim. Bu da yetmedi şanssızlığım bulaşıcı oldu. 


      Evet fark ettiyseniz mevsimsel depresyondayım ama sağlam sebeplerim var. E bide kız kardeşim yok. Benim güzel öküz başlı antilobum. Koca odada tek başıma kaldım. Yalnızlıktan ölmek üzereyim. Erkek kardeşim kendini odaya kapatıyor. Ders çalışıyor diye ona da dokunamıyorum. Kardeşimi özledim diye salya sümük ağlayacağım. 


     Bildiğim bi tek şey varsa o da beynimin içini ve bazen olduğundan şüphe duyduğum kalbimin için mikserle çırpılmış gibi…


        Zaman akıp gidiyor. Okul, iş, kurslar daha bi çoğu.. Hayattan zevk almayı bırakıp sürekli yetişmemiz gereken bi yerlerimiz, çeşitli sorumluluklarımız oluyor. Ödevler, proje zımbırtıları, şanssızsan devlet dairelerine düşen işler.. Bunlar bi türlü bitmek bilmiyor. Sürekli şu saatte kalkmalıyım, şu saatte şu otobüse yetişmeliyim ama trafik var daha erken, ama sıra vardır daha erken… Alışveriş yaparken bile şu saatte çıksam daha tenha, şu gün şunu yapsam sürekli plan sürekli plan.